menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Van’da bir “fine dining” menüsüne neler koyarsınız?

57 0
20.10.2026

Siyasetin ve kutuplaşmanın insanın üzerine çullandığı günlerde tuhaf bir soru…

Tabii bu soruyu, “Bir Anadolu şehrinde fine dining menüsü nasıl hazırlanır?” diye de sorabilirsiniz.

Eminim “Anadolu” denince çoğunuzun aklına “mahallî mutfak” gelir.

Bazılarınıza “Anadolu şehrinde fine dining” bir oksimoron gibi gelebilir.

Geçen cuma akşamı Van’daydım ve hayatımda ilk defa bu soruyu sordum.

Tabii kendi kendime sordum.

Ama benden önce aynı soruyu kendine soran biri vardı:

Bocuse d’Or Türkiye başkanı bir şefle 2 gün

Mehmet Gök, çok sevdiğim otantik şeflerden biridir.

Uluslararası otel mutfaklarıyla tanınmış bir şef.

Dünyanın en prestijli aşçılık yarışmalarından biri olan Bocuse d’Or’un Türkiye başkanı.

Karayipler, Londra ve Kahire’deki Four Seasons otellerinde çalıştıktan sonra Sultanahmet’teki Four Seasons’ın başşefi olmuş.

Şimdi çeşitli otel ve restoranlara danışmanlık yapıyor.

Mehmet Gök, Van’da beni hayretler içinde bırakan bir mekânda işte böyle bir “fine dining” menüsü sundu.

Bu menüyü size anlatacağım.

Ama önce o yemeğin verildiği mekânı anlatayım.

Çünkü fine dining için böyle bir mekân da gerekli diye düşünüyorum.

Van Gölü kenarında bir kültür vahası kuran insan

Böyle bir mekân varsa, bunun arkasında da mutlaka bir insanın vizyonu vardır.

Vanlı bir ailenin çocuğu.

Kendi imkânlarıyla İngiltere’ye gitmiş, orada konaklama ve gastronomi alanında para kazanmış.

Sonra İstanbul’da bir Tayland restoranı açmış.

Ve şimdi Van’da inanılmaz bir kültür ve gastronomi mekânı yaratmış.

Burası “Tariria Bahçeleri…”

Bana sorarsanız bir çılgınlık.

Urartu kraliçesinin adını taşıyan bir bahçe

Van Gölü kenarında 45 dönümlük bir arazi.

Gölün öteki tarafında Süphan Dağı görünüyor.

Bu bahçelerin ortasına Tariria’yı kurmuş.

Burası Urartu medeniyetinin merkezi.

Tariria’nın kim olduğu ise biraz tartışmalı.

Birçok kaynakta Urartu Kralı Menua’nın eşi olarak geçiyor.

Bazı kaynaklar ise onu kralın kızı olarak tanıtıyor.

Bu bahçe ve içindeki gastronomi merkezi işte onun adını taşıyor.

Kral, Tanrı’ya olan sevgisini göstermek için buraya Babil’in Asma Bahçeleri’ni andıran bir bahçe yaptırmış.

Karısına olan aşkını göstermek için de buraya onun adını vermiş.

Singapurlu ünlü mimar burada bir harika yaratmış

Burayı nasıl adlandırmak lazım, bilemedim.

Bir kültür ve gastronomi merkezi.

Beni ilk çarpan mimarisi oldu.

Singapur’un ünlü mimarlarından Kay Ngee Tan tasarlamış.

Burada günlerce kalıp günün hâllerini, doğanın hareketlerini incelemiş.

Sonunda yukarıdan bakılınca ceviz yaprağını andıran harika bir mimari ortaya çıkmış.

Gerçekten iç ve dış tasarımıyla çok etkileyici.

Bende Eskişehir Odunpazarı’ndaki modern sanat müzesi gibi bir etki bıraktı.

Onu da bir Japon mimar tasarlamıştı.

Bence sırf bu bahçe ve mimari harika için Van’a gidilir.

Ama biraz gezince Van’a gitmek için çok fazla neden olduğunu da anlıyorsunuz.

İlk anda hissettiğim şey: Çok güzel bir ışık

Tariria’ya hava karardıktan sonra ulaştık.

Daha bahçenin girişinde beni çarpan ikinci şeyi fark ediyorum:

Binanın iç ve dış ışığı…

Yüksek ağaçların arasında insanı kendine çeken bir ışık bu.

İşte bu ışık içinde karşımıza çıkan ilk şey bir sergi salonu oluyor.

Türk ve yabancı sanatçıların eserlerinden oluşan etkileyici bir çağdaş sanat sergisi.

Alt katta kolonsuz çok geniş bir konferans salonu var.

Tavanın görüntüsü ve ışığı çok güzel.

Bahçeye bakan mutfakta chef’s table’da sohbet

Üst katta ise birazdan anlatacağım fine dining menüyü yiyeceğim restoran yer alıyor.

Adını Urartu Kralı Menua’dan almış.

Ama size ondan önce bu restoranın mutfağını anlatmam lazım.

Mutfak ayrı bir yerde ama açık mutfak sayılır.

Mutfak tezgâhının önünde bahçeye açılan dar bir alan var.

Buraya bir “chef’s table” (şef masası) konmuş.

Mutfak tezgâhının üzerindeki mantarlar

Mutfakta genç kadın ve erkek aşçılar........

© Ekonomim