menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İş dünyasında güven nasıl yazıya dökülüyor?

13 0
14.05.2026

Türk hukukunda “Letter of Intent” yani niyet mektubu veya uygulamadaki adıyla “İyiniyet Sözleşmesi”, özellikle son yıllarda şirket devri, yatırım süreçleri, gayrimenkul projeleri, ortaklık görüşmeleri ve uluslararası ticari ilişkilerde sık kullanılan belgelerden biri haline geldi. Ancak uygulamada tarafların en büyük yanılgısı, iyiniyet sözleşmesi ya da önprotokol yapılırsa bağlayıcı olmayacağını düşünmeleri oluyor. Oysa Türk hukukunda isimden çok içeriğe bakılır. Bir belgenin başlığında “Niyet Mektubu”, “Ön Protokol” veya “İyiniyet Anlaşması” yazması tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, tarafların gerçekte neyi amaçladığını inceler.Özellikle asıl sözleşmenin resmi şekle tabi olduğu durumlarda mesele çok daha hassas hale geliyor. Çünkü Türk hukukunda bazı sözleşmeler belirli şekil şartlarına bağlıdır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, tapu devrine ilişkin bazı işlemler, belirli şirket pay devirleri, kefalet sözleşmeleri gibi işlemler resmi şekil olmadan geçerli şekilde kurulamaz.Kanunun resmi şekle bağladığı sözleşmeler resmi şekilde yapılmazsa geçersiz olur. Taraflar çoğu zaman iyiniyet sözleşmesi adı altında aslında fiilen asıl sözleşmenin hükümlerini yazmaya başlıyorlar. Satış bedeli, ödeme planı, devir tarihi, cezai şart, teslim yükümlülüğü gibi maddeler konuluyor.Ancak mahkeme burada sadece kullanılan başlığa bakmıyor. Eğer belge fiilen bir satış vaadi veya devir taahhüdü niteliğine bürünmüşse, resmi şekil eksikliği nedeniyle asıl borç ilişkisi geçersiz kabul edilebiliyor.

Örneğin taraflar noterde yapılması gereken bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesini yapmıyor ancak kendi aralarında iyiniyet sözleşmesi başlıklı bir belge imzalıyorlar. Belgeye taşınmazın satış bedeli, ödeme tarihi, tapu devri yükümlülüğü ve  “Vazgeçen taraf 5 milyon TL cezai şart öder” şeklinde cezai şart maddesi yazılıyor. Daha sonra satıcı satıştan vazgeçiyor. Bu durumda alıcı hukuki olarak tapunun kendisine devredilmesini isteyemez. Çünkü ortada resmi şekle uygun kurulmuş geçerli bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yok. Türk hukukunda şekle tabi sözleşmelerin sonuçları, şekilsiz belgeler üzerinden dolanılarak elde edilmeye çalışılamaz. Ancak bu durum, taraflardan birinin tamamen sorumsuz kalacağı anlamına da gelmez. Çünkü Türk hukukunda sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk yani culpa in........

© Ekonomim