Artan borç, James Bond ve ben
Bir önceki yazımda gelişmiş ülkelerde yükselen ikincil piyasa faizlerinin, merkez bankalarının kontrolü dışındaki değişkenlere tepki verdiğinden ve risk priminin yükseldiğinden bahsetmiştim, hatırlar mısınız? Riski artıran birden fazla faktör var ama ben yazımda özellikle yükselen borç oranlarına işaret etmiştim. Bugün kaldığım yerden devam edeceğim.
Dünyada borcun yükselişi yeni değil. Bunun bir sorun olarak karşımıza çıkacağını zaten biliyorduk. Bilmediğimiz şey, bunun zamanlamasıydı. Yine de piyasanın faturayı ilk kez gördüğünü ve alt toplama şaşırıp “Ne yemişiz be kardeşim!” diyerek tepki verdiğini düşünmek gerçekçi değil. Piyasa tepkiyi, faturanın mevcut haline değil, ilerleyen dönemde daha da şişecek olmasına veriyor.
Önümüzdeki döneme dair bütün plânların daha fazla borçlanma üzerine kurulması, piyasayı endişelendiriyor. Teknoloji ve yapay zekâ yatırımları, savunma harcamaları, yaklaşan seçimlerin tetiklemesi beklenen mali genişleme… Bunların hepsi faturanın hesapsızca daha da şişeceğine işaret ediyor. Eh, piyasa da hesap biliyor.
ABD çok konuşuluyor ama tek mesele o değil. Bütçe disiplini söz konusu olduğunda kriterleri ile ünlü olan Avrupa Birliği (AB), geçen yıl savunma harcamalarını bütçe limitlerinin dışında bırakmayı konuşuyordu. Teknolojik gelişmeleri kaçırdığını ve sanayide geride kaldığını kabul eden AB’nin bu alandaki yol haritası ve harcama plânı kesin değil ama savunma yatırımları........
