menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

COP31, elektrik ekonomisi ve şebeke darboğazı

18 0
21.10.2026

Türkiye, COP31'in ev sahibi olarak Antalya'ya bir rakamla gidiyor: 35. Hedef, elektriğin dünyadaki nihai enerji tüketimi içindeki payını bugünkü yüzde 20 civarından 2035'e kadar yüzde 35'e çıkarmak. Kısa adıyla "35×35".

Hedef doğru yere bakıyor. Otomobil, kombi ve fabrika fırını elektriğe geçmeden emisyonlar düşmez. Dünyada nihai enerjinin beşte dördü hâlâ doğrudan fosil yakıttan karşılanıyor. Ama bir hedefin ölçtüğü şeyle, dönüşümü tıkayan aynı olmayabilir.

35×35 hedefi elektrik kullanımına odaklanırken, dönüşümün darboğazı da giderek şebekeye ve onu finanse etmenin maliyetine kayıyor.

Darboğaz yer değiştirdi

On yıl önce temel soru, temiz elektriğin pahalı olup olmadığıydı. Panel ve türbin ucuzladıkça soru değişti: “Bu elektrik taşınabiliyor mu, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabiliyor mu, tüketiciye makul bir maliyetle ulaştırılabiliyor mu?”

Elektrik ekonomisi bu bütünlüğü anlatıyor. Temiz elektriği üretme, taşıma, depolama ve ekonomik değere dönüştürme kapasitesi; bu kapasiteyi finanse eden kurumlar ve maliyeti paylaştıran düzenlemeler.

Bu ekonomide birbirine bağlı üç dönüşüm var. Birincisi elektrifikasyon, yani kaç işin elektrikle yapıldığı. İkincisi elektriğin karbonsuzlaşması, yani o elektriğin neyle üretildiği. Üçüncüsü altyapı ve finansman, yani şebekenin zamanında kurulup hizmetin makul fiyata sunulup sunulamadığı.

Birindeki ilerleme, diğerlerinin yerini tutmuyor. Kömüre dayalı bir şebekede elektrikli araçların iklim faydası sınırlı kalır. Şebekeye bağlanamayan güneş santrali de fosil yakıtların yerini alamaz. Dolayısıyla mesele yalnızca daha fazla panel kurmak değil, üretilen elektriği kullanılabilir bir hizmete dönüştürmek ve bunun için gerekli alt yapıyı oluşturmak.

İngiltere’de Microsoft, Loughton’da kurulması planlanan bir veri merkezi için yaptığı kiralama anlaşmasını kısa süre önce iptal etti. Proje için müşteri vardı, teknoloji vardı, sermaye vardı. Eksik olan, elektriğin zamanında ulaşacağı şebeke bağlantısıydı.

50 megavatlık proje, bağlantı gecikmeleri nedeniyle takvimden düştü. Üstelik bu tekil bir aksilikten ibaret değil. Veri merkezi şirketi Nscale’in geleceğe dönük 103 milyar dolarlık sözleşme portföyünün yüzde 85’i Microsoft ve Anthropic bağlantılı anlaşmalara dayanıyor. Dolayısıyla bir trafo merkezindeki gecikme yalnızca teknik bir soruna değil, milyarlarca dolarlık gelir beklentisinin finansman riskine dönüşmesine yol açıyor.

Bu örnek doğrudan bir yenilenebilir enerji projesine ait değil. Tam da bu nedenle önemli. Şebekenin artık enerji sektörünün arka planındaki teknik altyapı olmadığını; yapay zekâdan sanayiye, elektrikli ulaşımdan ısınmaya kadar bütün yeni ekonominin sınırına dönüştüğünü gösteriyor.

Enerji dönüşümünün bugünkü sorunu elektriği üretmekten çok, elektriğin gideceği yolu zamanında kurabilmek.

Kurulu güç, kullanılabilir enerji değil

Enerji dönüşümünün başarısı çoğunlukla kaç gigavat yenilenebilir kapasite kurulduğuyla ölçülüyor. Oysa “kurulu güç”........

© Ekonomim