Yayınevi Emekçileri ve Dayanışma: Hangi Yayıncılar Birliği?
Sosyal medyada zaman zaman yayınevi emekçilerinin kötü koşullarını okuyoruz. En son Say Yayınları’nın çalışanları izleyen video kameraları ve kötü yemekleri okumuştum aynı mecrada. Başta çevirmenler olmak üzere editör ve idari personelin yaşadıkları sıkıntı yıllardır biliniyor. Burada hemen bir mazeretçi yorum da devreye giriyor kaçınılmaz olarak… Zaten okumayan bir ülkede yayınevleri ne yapsın? Ama kazın ayağı öyle değil maalesef. Bu yorum 1970’den itibaren ayakta durmaya çalışan, gönüllü ve militanca emekle yaşayan sol ve sosyalist yayınevleri için geçerlidir. Oysa 1980’lerin ortası ve 1990’lardan itibaren yayınevi profili radikal bir şekilde değişti. Öncelikle prestij yayıncılığı dışında bu alana girmeyen bankaların yaygın kültür yayıncılığına girdiğini görüyoruz. YKY bu anlamda Enis Batur yönetmenliğinde en önemli örnektir. 1980 sonrası dönüşen yeni değerler (yeni bireycilik, postmodernizm vb) varolan yayınevlerini de önemli ölçüde değiştirdi. Orhan Pamuk’un ilk göründüğü Can Yayınları bu anlamda ilk örnektir. Deniz Gezmiş ve kuşağını anlatan “Gülünün Solduğu Akşam” ile 68 kuşağından Erdal Öz’ün kurduğu yayınevini yüksek tirajlara taşırken, Pamuk’un Kara Kitap’ı bir edebiyat olayına dönüşecektir. Ve döneme uyumlanan başka şanslı yayınevleri gelecektir........
