Çağdaş Sanatta Akışkan Form
Bu çalışmayla çağdaş sanat dünyasının yapısal ve mekânsal esneklik (flexibility) kavramının arkasındaki asıl felsefi tartışma masaya yatırılmaktadır. Eski sanatın müze ve salonlarına hapsettiği “tekil doğru” kuralı, bugün akışkan formlar eliyle sözde yapı söküme uğratılmıştır. Makalede; Umberto Eco, Nicolas Bourriaud ve Jacques Rancière’in teorik zeminleri, Türk çağdaş sanatının piyasa aktörleri (Refik Anadol, Seçkin Pirim vb.) ve erken dönem avangardları (İlhan Koman, Ayşe Erkmen, Ömer Uluç) üzerinden radikal bir eleştirel süzgeçten geçirilmektedir. Amaç, esnekliği sermayenin konfor alanı olmaktan çıkarıp sokaktaki gerçeğin hizmetine sunmaktır.
Giriş: Katı Kalıpların Çöküşü ve Akışkanlığın İhanetiRönesans’tan burjuva modernizmine kadar, sanat dediğimiz o kutsal alan hep egemenlerin kuralları, altın çerçeveleri ve steril müze duvarlarıyla sınırlandırılmış bir hapishaneydi. Geleneksel sanat algısında “anlamak”, sanatçının fildişi kulesinde esere gizlediği tekil ve kibirli şifreyi çözme ayininden ibarettir. Sanatçı “ulaşılmaz dahi”, izleyici ise hayranlıkla bakan pasif bir tebaadır. Bu kast sistemi, sanatı sermayenin suçluluk duygusunu aklama aracına çevirmiştir.
Bugün ise Zygmunt Bauman’ın deyimiyle, her şeyin hızla eridiği, omurgasızlaştığı akışkan bir çağdayız. Çağdaş sanat da bu hıza uymuş, sınırlarını ve formunu esnetmiştir. Muhafazakar eleştirmenlerin ve popülist çevrelerin duvara bantlanan muzlara veya galerilere dökülen çöplere bakıp “kaos, niteliksizlik, anlamsızlık” diye çığırtkanlık yapması bu yüzdendir. Onların ıskaladığı şey, bu esnekliğin yapısal bir kusur değil; dayatılan tekil doğruları yıkabilecek devrimci bir potansiyel olduğudur. Mimar Zaha Hadid, mimaride katı köşeleri ve modernist kalıpları yıkan akışkan formları nedeniyle dünyadaki en radikal öncü olarak kabul edilir.
Türkiye’de bu katı estetik rejime ilk baltayı vuran, demir ve çelik gibi bükülmez malzemeleri esnek dalgalara dönüştüren İlhan Koman olmuştur. Onun ünlü Akdeniz Heykeli, metal levhaların ritmiyle izleyicinin hareketine göre esner ve dalgalanır. Koman, formun katı bir mülkiyet nesnesi olmadığını, aksine hareketle sürekli dönüşebilecek akışkan bir süreç olduğunu onlarca yıl öncesinden burjuvazinin yüzüne çarpmıştır.
Türkiye’de bu katı estetik rejime ve tuvalin diktatörlüğüne baltayı vuran, biçimi kelimenin tam anlamıyla ‘akışkan bir lav’ haline getiren diğer isim Ömer Uluç’tur. Uluç, resmi burjuva salonlarını süsleyen donmuş birer manzara veya figür olmaktan çıkarmış; fırçasını sürekli dönen, kıvrılan,........
