Varoluşun “Ham” Gerçekliğinde Beden: Nesli Türk’ün “RAW-HAM” Sergisi Üzerine
Sanatçının fırça kullanımındaki agresif enerji, bedenin yalnızca görülen değil hissedilen bir yüzey olmasını sağlıyor. Boya burada temsil aracı olmaktan çok, adeta etin kendisine dönüşüyor.
Nesli Türk’ün “RAW-HAM” sergisi, izleyiciyi konforlu izleme alışkanlığından koparan varoluşun “ham” gerçekliğine davet eden bir düşünme alanı açıyor. Sanatçı, uygarlığın insan doğasıyla arasına koyduğu sınırı ortadan kaldıran idealize edilmiş estetik beden imgesinin yerine insanın ilksel doğasına geri dönüyor; en ham haliyle, sürekli devinen, sızdıran, pıhtılaşan ve çürüyen bir organizma olma durumuna ayna tutuyor.
2011’deki “Bedenin Hafızası” sergisinden bugüne, Nesli Türk’ün temel meselesi yaşayan, salgılayan bedenin organizma hali olmuştur. Bu yaklaşım, sanatçının uzun yıllardır süregelen plastik kaygılarının bir sonucu olarak okunabilir. Ancak “RAW-HAM”, bu kaygıyı daha ileriye neredeyse klinik bir boyuta taşıyor. Sanatçı, bedeni sadece ekspresif kadın bedenleri üzerinden değil; kan, doku ve mikroorganizmalara doğrudan referans veren bir laboratuvar alanı olarak konumlandırıyor. Tuvallerde beliren bedensel taşmalar ete dönüşen hücresel parçalanmalara eşlik eden fırça darbeleri, medeniyetin disipline etmeye çalıştığı modern bedenin iflasını ilan ediyor.
Nesli Türk’ün sanat yapma üslubunu besleyen en güçlü kaynaklardan biri kuşkusuz sinema. Sanatçıyı oldukça etkileyen ve bu sergiye ilham veren Julia Ducournau’nun 2016 tarihli Raw filmi. Bedenin bastırılmış dürtülerini uygarlığın ahlaki kodlarıyla çatıştıran filmde arzu, açlık, dönüşüm ve parçalanma üzerinden beden yeniden tanımlanır. Film, adından da anlaşılacağı gibi, işlenmemiş, “ham” bir varoluşun estetiğini merkezine alıyor; tıpkı Nesli’nin resimlerinde olduğu gibi, olgunlaşmamış, pişmemiş, tamamlanmamış olana yöneliyor.
Raw filmindeki bedensel dönüşüm, insanın içindeki “medeniyet öncesi” dürtüyü açığa çıkardığı gibi RAW-HAM sergisi de figürü kültürel maskelerden arındırarak ilksel biyolojik hafızaya doğru itiyor. Nesli Türk’ün resimlerinde de benzer bir biçimde beden, kontrol altına alınmış bir estetik nesne olmaktan çıkıyor; içgüdüsel olanın taşıyıcısına dönüşüyor. Sanatçının sergiye ismini veren “RAW-HAM” filminden doğrudan esinlenmesi, onun bedene yaklaşımını adeta sinemanın psikolojik gerilimiyle iç içe geçiriyor.
Bastırılmış arzuların ve kimliğin çözülerek yeniden kurulmasını ele alan filmde olduğu gibi, resimlerde durağanlık değil; oynak, neredeyse canlı bir yüzey algısı ön planda. Filmdeki el kamerası titremeleri ve uygunsuz kurgu sıçramaları, resimlerde fırça darbelerinin huzursuz, döngüsel ritminde karşılık buluyor. Film belli sahneleri tekrar tekrar, fakat her seferinde biraz daha farklı, biraz daha bozulmuş hâlde izlettiriyor; resimler de öyle “palimpsest”[[1]] mantığıyla üzeri defalarca yazılıp silinmiş, boyanmış, alt katmanlarından eski yaralar ve arzular sızan birer biyolojik varlık gibi. Serginin hâkim paletini oluşturan sarı, kırmızı ve turuncu tonları, dekoratif bir tercih olmaktan çıkıyor, biyolojik bir zorunluluğa dönüşüyor. Kırmızı, doğrudan kanın, pıhtının ve kas dokusunun dili. Ancak bu “boyanmış” bir kırmızı değil; oksijeni kesilmiş veya taze sızmış bir doku etkisi. Sarı ve Turuncu, sergide irini, serumu, enfeksiyonu ve biyolojik “ısıyı” temsil ediyor. Canlılığın (Biophilia) en yüksek olduğu an, ısının ve sirkülasyonun en yoğun olduğu an. Sarı, burada hem yaşamın enerjisini hem de çürümenin ilk evresini simgeleyen paradoksal bir ton görevini üstleniyor. Bu palet, izleyicide “sıcak ve sızdıran” bir yüzey algısı yaratıyor. Resimlerdeki doku (impasto), sanatçının boyayı bir madde (meat) olarak kullanmasını sağlıyor. Kırmızıların şiddeti, sarıların salınımı ve grilerin melankolisi, Antik Çağ’dan beri bedensel durumlarla ilişkilendirilen humoral patolojileri çağrıştırdığı gibi, aynı zamanda filmin renk düzenindeki hastalıklı, psikoz tonlarını da akla getiriyor. RAW’daki kan kırmızısı ve safra sarısı baskın sahneler, resimlerde hiç durmayan hareketliliği bedenden mütemadiyen sızan ve çürümeye........
