Cevat Çapan’dan Hatırlayışlar: Sürgünler Ayrılıklar
-Dalgaların Ninnisinden Körfezin Durgun Sularına-
Şair ve çevirmen Cevat Çapan’ın Sürgünler Ayrılıklar adlı şiir kitabı Yapı Kredi Yayınları tarafından kare kitap tasarımıyla Kasım 2025’te yayımlandı. “Yarım Kalmış Bir Şiir Antolojisi” adlı uzun bir şiirden oluşan ikinci bölümde Cumhuriyet dönemi şairlerine yer verilip her bir şairin tamamlanmamış poetikası ve edebiyat tarihinde bıraktığı iz şiire taşınıyor. Kitapla aynı adı taşıyan üçüncü bölümde yirmi başlığa ayrılmış şiir yer alıyor.
Belleğin canlı tutulmasından yararlanan kitapta geçmiş zamanın iki türü yer alıyor: görülen (-di eki), duyulan (-mış eki). “Eskiden, gelirmiş, çıkardık, sorardım” gibi sözcükler geçmiş zamanda yapılandırılıyor. Bu bilinçli sözcük seçiminde bellek, anı, hatırlayışlar etkili oluyor. Kitabın ilk bölümünde yer alan şiirler ağırlıklı olarak yaşlılık döneminde bellekte canlılığını koruyan anıların dizelere dökülmesinden oluşuyor. Zaman, mekândan bağımsız şekilde anı oluşturmadığından şimdiki zamanda hatırlananlar geçmiş zamana yolculuk ettiriyor. Yaşamın yolculuk olduğuna yönelik geleneksel metafor, anılar temelinde yükselen taşıyıcı kolonları teşkil ediyor. Geçmiş zaman sadece anılarda ortaya çıkmıyor, hatırlanan her anıda ilgili döneme ait geleneksel takvim, yaşam biçimi, değerler, kökler, bağlar gün yüzüne çıkarılıyor. Geleneksel takvimin esas alındığı yıllar “Girit’ten geleli üç yıl geçmeden / bırakıp gitmişti bizi Hüseyin Dayım / Kasımpaşa Kışlası’nda bir bahriye neferi, / takvim yapraklarında hamsin, erbain / zemheri soğukları, sonra bahar / ve feryâd-ı andelip / bülbüllerin ötme zamanı.” (s.26) dizelerine yansıyor. Bu dizelerin geçtiği “Dalgaların Ninnisi” şiirinde çocukluk yılları “kıyıdaki ahşap ev” bağlamında hatırlanıp anne ve dayı şiire taşınıyor. Kıyıdaki ahşap ev ve dalgalar, iki farklı dönemi işaret ediyor. Dijital dönüşüm öncesi döneme rastlayan bu yıllarda zaman, takvim yaprakları üzerinden ölçülüyor. Takvim yaprakları ise taşıdığı bilgilerle zamanın okunduğu bir araca dönüşüyor. Ayrıca mevsim geçişlerinin doğaya yansımaları savaş sahneleriyle benzerlik taşıyor. Doğa sürekli biçimde kendisini yıkıp yeniden kuruyor. Zaman ve mevsim algısı hareket bağlamında şekilleniyor.
Dalgaların ninnisi, yıldız yağmuru altında uyunan toprak dam, babaya ait dağ köyündeki güzel geçen yaz günleri çocukluk yılları ve kökleri işaret ederken karanlık ormanların uğultusu, uçsuz bucaksız boşluk, bozkırda akşam oluşu, alacakaranlık, denizin sessiz bir koyu,........
