Cumartesi Anneleri ya da Masanın Altındaki Hayalet
Cumartesi anneleri ve ‘faili meçhuller’ bu ülkedeki hem en ‘görünen’ hem de en görmezden gelinen meselelerden biridir herhalde. Cumartesi anneleri otuz küsur yıldır (tam olarak 27 Mayıs 1995’ten bu yana) Türkiye’nin en ‘görünen’ yerlerinden birinde, Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyorlar, malumunuz. Büyük ölçüde ‘sessiz’ bir eylem bu: ellerinde kaybettikleri yakınlarının, çoğunlukla da çocuklarının fotoğrafları, bir hafıza ya da adalet talebinde bulunuyorlar. Aslında yaptıkları şey, birer hayalete dönüştürülmeye çalışılan (‘kaybedilen’) insanlara, beden ve cisim kazandırmak, bir iade-i itibarda bulunmak.
Bu eylemler bir resmi sonuç doğurmadı, kayıplar halen kayıp, anneler halen Galatarasay meydanında. Ama bu hareketin en etkili yönü ısrarla aynı noktada, aynı taleb dile getirerek toplumsal bünyeye işlemiş olmasıdır sanırım. Cumartesi anneleri siyasal manzarasnın sabit -ama büyük ölçüde ‘görünmez’- öğesidir, İstiklal caddesinde hayat bütün umursamazlığıyla akarken, Cumartesi Anneleri kültürel hafızaya otuz küsur yıldır bir çentik attılar. Hayat devam etti ama onlara ‘rağmen’ onlardan aslında ‘özür diler gibi’ devam etti. Buradaki hayati soru şu bence: bir ‘siyasi hassasiyete’ sahip insanlar Cumartesi Anneleri’nin varlığı, İstiklal’in orta yerinde atılan o daimi ve sessiz çığlık karşısında ne yaparlar?
Senay Tanrıvermiş’in yazdığı, Pervin Bağdat’ın yönettiği “Ev Yapımı Eylem” adlı oyunu izlediğimde bu soru tekrar kafamda canlandı. Hikaye üç kadının bir masa etrafında siyaset ve hayatı -ironik bir biçimde- tartışması üzerine kurulu. Tüketim kültürünün ve zamane ‘cool’ trendlerin -bakımlar, meditasyonlar, kişisel gelişim vs.- kurbanı gibi duran üç kadın........
