Hayatta üç tür kütüphaneci vardır: Genç kütüphanecilere kıssadan hisse
Mart ayının son haftasına yaklaşıyoruz. Kütüphane Haftası vesilesiyle bu günlerde biraz da mesleğimiz üzerine düşünmek istiyorum. Aslında anlatacağım mesele yalnızca kütüphaneciliği değil, hemen hemen her mesleği ilgilendiriyor. Bu yüzden satırların arasında pek çoğumuz kendinden bir şeyler bulabilir.Londra’daki St. Paul Katedrali’nin inşasından sorumlu mimar Christopher Wren’in, bir gün gizlice inşaat alanına giderek taş ustalarını izlediği anlatılır. Söylentiye göre Wren, yapılan işin yalnızca mimari planlardan ibaret olmadığını; o planları hayata geçiren insanların zihninde ve kalbinde nasıl anlam bulduğunu görmek istemiştir.İnşaat alanında çalışan üç ustayı izler. Biri isteksizdir; yaptığı iş ona yalnızca bitmek bilmeyen bir yük gibi görünmektedir. İkincisi işini düzgün yapmaktadır; belli ki bu iş onun için geçimini sağlayan bir meslekten ibarettir. Üçüncüsü ise diğerlerinden farklıdır. Taşı yerine koyarken bile gözlerinde tuhaf bir heyecan vardır.Merakına yenik düşen Wren, birinci ustaya yaklaşır:
“İyi günler beyefendi, ne iş yapıyorsunuz?”
Usta elindeki aleti bırakmadan cevap verir:
“Görmüyor musunuz? Sabahtan akşama kadar taş kırıyorum. Zor ve yorucu bir iş. Bir türlü bitmez.”
Wren ikinci ustaya döner:
“Peki siz ne iş yapıyorsunuz?”
“Karımı ve dört çocuğumu geçindirmek için para kazanıyorum.”
Son olarak üçüncü ustanın yanına gider. Aynı soruyu ona da sorar.
Duvar ustası başını kaldırır, yaptığı işe şöyle bir bakar ve gururla cevap verir:
“Ben mi? St. Paul Katedrali’ni inşa ediyorum, beyefendi.”Bu hikâyeyi pek çoğumuz farklı zamanlarda okumuşuzdur. Ben de daha önceden okumuştum. Şimdi “Her güne bir Nietzsche” adlı kitapla yeniden karşıma çıktı; ama bu sefer daha başka bir anlamı olduğunu gördüm. Bu hikayeden herkes kendi hayatına göre bir anlam çıkarır. Ben de bu hikâyeye kütüphanecilik penceresinden bakmayı ve genç meslektaşlarıma küçük bir kıssadan hisse bırakmayı istedim.Ama bu hikâyenin yanlış anlaşılmaya da açık bir tarafı vardır.Bir arkadaşım vardı. Tıbbi malzeme satan bir şirkette çalışıyordu. Görevi çoğu zaman hastanelere malzeme götürmekti. Bir gün kendini anlatırken şöyle demişti:“Düşünsene, ben bu malzemeleri götürmesem ameliyatlar yapılamayacak.”İnsan bazen yaptığı işe anlam katmak ile kendine gereğinden fazla önem atfetmek arasındaki ince çizgiyi kaçırabiliyor. Oysa “St. Paul Katedrali’ni inşa ediyorum” diyen duvar ustasının söylediği şey kibir değil, yaptığı işin bütün içindeki yerini görebilme becerisidir.Bir başka mesele de mütevazılık.Mütevazılık çoğu zaman güzel bir erdem olarak anlatılır. Hatta insanlar birbirlerini şöyle uyarır: “Fazla tevazunun sonu vasattan nasihat dinlemektir.” Bu söz biraz sert görünse de içinde bir hakikat payı vardır.Çünkü bazen mütevazılık, yapılan işin değerinin geri planda kalmasına da neden olabilir.Düşünün ki bir futbolcusunuz. Bir kulüp size talip oluyor ama konuşulan şey futbolunuz değil. “Çok mütevazıymış… ucuz arabaya binermiş… küçük bir evde yaşarmış… kulüp çalışanlarına yardım edermiş…” Bunların hepsi elbette güzel özelliklerdir; ama bir futbolcu için asıl mesele sahada ne yaptığıdır.Otla samanı birbirine karıştırmamak gerekir.Hayatta, tıpkı o taş ustaları gibi üç tür insan vardır: Yaptığı işi bir yük gibi görenler, işi yalnızca geçim aracı sayanlar ve yaptığı işe anlam katanlar.Kütüphanecilik de bundan farklı değildir.Kimi raflara kitap dizer, kimi ödünç verme işlemi yapar, kimi veritabanlarını anlatır; ama bazıları bütün bunların ötesinde bir şey yaptığını bilir: İnsanların bilgiye ulaşabileceği yolları açar.Genç meslektaşlarıma söyleyebileceğim tek şey şu: Kütüphanede yalnızca kitaplarla uğraşmıyorsunuz. Aslında görünmez bir katedralin taşlarını yerleştiriyorsunuz.Günün sonunda mesele yaptığımız işin büyüklüğü değil, o işe yüklediğimiz anlamdır; çünkü bazıları sadece taş taşır; bazıları ise bir katedral inşa eder.Peki sizin duygularınıza tercüman olan usta hangisi? Mesleğiniz hakkında bakış açınızı değiştirecek olan şey, bu soruya verdiğiniz yanıtta saklı.
