menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aşk yoksa aktüerya ne yapsın?

11 0
previous day

Dünyanın en büyük risklerini saymaya başladığımızda aklımıza önce savaşlar, jeopolitik gerilimler, iklim krizi, afetler ve si­ber saldırılar geliyor. Oysa bütün bunların ge­risinde sessizce ilerleyen, etkileri onlarca yıl sürecek başka bir risk var:

Uzun yıllar boyunca küresel gündemin te­mel kaygısı nüfus artışıydı. Bugün aynı ülke­ler nüfuslarını nasıl gençleştireceklerini, ça­lışan sayılarını nasıl koruyacaklarını ve yaş­lanan toplumların maliyetini nasıl finanse edeceklerini tartışıyor. Çünkü doğurganlık düşüyor, yaşam süresi uzuyor ve çalışan nü­fus giderek küçülüyor.

Bu dönüşümün en çarpıcı örneği Japonya. Dünyanın en yaşlı toplumlarından biri haline gelen ülkede robotik teknolojiler ve otomas­yon yalnızca teknolojik gelişmişliğin değil, azalan çalışma çağındaki nüfusun yarattığı iş gücü açığının da bir sonucu.

Avrupa ise yıllardır gençleşemiyor. Doğum teşvikleri, aile destekleri ve göç politikalarına rağmen birçok ülkede doğurganlık, nüfusun kendini yenileme seviyesinin altında kalma­ya devam ediyor.

Çin'in sert U dönüşü ise dikkat çekici. Bir zamanlar tek çocuk politikasıyla doğumları sınırlandırırken, bugün daha fazla çocuk için vergi indirimleri, konut destekleri ve teşvik paketleri açıklıyor.

Ancak demografi düğmeye basılarak yöne­tilmiyor. İnsanların gelecek algısı değiştiğin­de........

© Dünya