menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendi kendine yeterlilik: Strateji mi, söylem mi?

16 0
11.04.2026

Geçen haftaki yazıyı savaşın Türkiye ekonomisinde yara­tacağı hasarı önlemek için yapıla­bileceklerin ne yazık ki sınırlı ol­duğunu vurgulayarak bitirmiştim.

Bir ülkenin ekonomisini küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirmenin tek yolu dışa bağım­lılığı düşük seviyelere indirmek. Ancak bu, sorun ortaya çıktıktan sonra başvurulacak, kısa süre için­de sonuç veren bir yöntem değil­dir. Kendi kendine yeterlilik sade­ce belirli alanlarda, uzun erimli bir strateji ile yavaş yavaş sağlanabi­lir. O da eğer sağlanabilirse…

Tüm dünyada siyasi liderlerin dilinde

1970’lerde ithal ikameci strate­ji iflas ettikten sonra küresel ser­best ticaret refaha erişmenin daha etkin bir yolu olarak görülür hale gelmişti. Üretim en ucuz nerde ya­pılabilirse orda yapılmalı anlayı­şı öyle yaygınlaşmıştı ki hem lite­ratürde hem de siyasi söylemler­de kendi kendine yeterlilik iddiası dillendirilemez hale gelmişti. Ama şimdi nerdeyse tüm dünyada si­yasi liderlerin dilinde. Literatürde de hava değişmeye başladı. Batıda bu değişimin ayak seslerini Covid pandemisi sonrasında tedarik zin­cirlerinin yakın coğrafyalara çe­kilmesi argümanı ile duymuştuk. Sonra Ukrayna Savaşı ile tedarik zincirlerinin dost ülkelere çekil­mesi gündeme geldi.

Küresel sistemde çatlaklar baş­layıp ülkeler arasında karşılıklı bağımlılığın içerdiği riskler görü­lür hale gelmeye başlayınca kendi kendine yeterlilik tezinin domino etkisi ile giderek büyüdüğünü ve neredeyse tüm önemli ülkelere ya­yıldığını gördük. Hindistan’da Mo­di’nin “Kendi Kendine Yeten Hin­distan” sloganı, Brezilya’da Lu­la’nın “Yeni Brezilya Sanayisi” adlı yeniden sanayileşme planı, Türki­ye’de “Yerli ve Milli” söylemi bu dalganın ürünü. Çin zaten kendine yeterlilik ve teknolojik bağımsızlık vizyonunu “Made in China” 2025 mottosu altında........

© Dünya