Türkiye üretmeden mi dengeleniyor?
Türkiye ekonomisinde enflasyonun gerilemesi umut veriyor. Ancak fiyat göstergelerindeki iyileşmenin yanında fabrikalardan gelen sesleri de duymak gerekiyor. Çünkü ekonomik istikrarın kalitesi, yalnızca enflasyonun kaç puan düştüğüyle değil, üretimin, istihdamın ve yatırımın ne ölçüde korunabildiğiyle anlaşılır. Bugün sorulması gereken soru şudur: Türkiye daha verimli üreterek mi dengeleniyor, yoksa üretim iştahını kaybederek mi?
İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI, eylülde 48,1’den 47,9’a geriledi. Faaliyet koşullarındaki aylık bozulma iki buçuk yıldır sürüyor. Ancak bu göstergeyi doğru okuyalım: PMI’ın 50’nin altında olması, faaliyet koşullarında kötüleşmeye işaret eder; üretimin yüzde 2,1 düştüğü anlamına gelmez. Otuz aylık alarm da kesintisiz aynı hızda küçülme değil, uzayan bir zayıflık dönemidir.
Alarmın ekonomik karşılığı
Eylül anketinde izlenen on sektörün dokuzunda üretim yavaşladı. Gıda tek istisna oldu. Yeni siparişler gerilerken imalatçılar üretimi üst üste dördüncü ay azalttı; istihdam ve stoklar da aşağı çekildi. Bunlar, işletmelerin talep yetersizliğine uyum sağladığını gösteriyor. Fakat uyum uzun sürdüğünde, geçici tasarruf kalıcı kapasite kaybına dönüşebilir.
Sipariş azalınca makine daha az çalışır. Kira, bakım, yönetim ve diğer sabit giderler daha az ürüne bölünür; birim maliyet yükselir. Şirket fiyat artırırsa müşteri kaybetme, artırmazsa marjını eritme riski taşır. Böylece talep zayıflığı yalnızca satış sorunu olmaktan çıkar; kârlılığı, tahsilatı ve borç ödeme gücünü birlikte aşındırır.
Enflasyon düşerken maliyet baskısı bitmiyor
Eylül itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73’e geriledi. Buna karşılık imalatçıların üretici fiyatları yıllık yüzde 29,09, aylık yüzde 2,32 arttı. Fiyatların artış hızının yavaşlaması, maliyetlerin düştüğü anlamına gelmiyor. İşletme hâlâ daha pahalı girdiyi, zayıf siparişle ve sınırlı fiyatlama gücüyle finanse etmek zorunda.
TCMB’nin 10 Eylül kararında politika faizi yüzde 37’de tutuldu. Bu oran şirketlerin kullandığı kredinin faizi değildir; kredi fiyatı, risk ve masraflarla farklılaşır. Dolayısıyla politika faiziyle geçmiş yıllık enflasyonun farkını doğrudan reel kredi maliyeti sayamayız. Asıl ölçü, şirketin beklenen satış fiyatı artışıyla toplam finansman maliyetinin ilişkisidir.
Üstelik baskının tamamını iç politikaya bağlamak eksik olur. İSO anketi, uluslararası talebin zayıflığını ve savaş kaynaklı yakıt, taşımacılık ve ham madde maliyetlerini de........
