Türkiye rotasını arıyor
Öncelikle Tüm Türkiye’nin ve “Dünya gazetesi” okuyucularının Ramazan bayramını kutlar, daha güzel bir dünya da yeni bayramlar kutlamak dileğiyle…
2026 yılı itibariyle küresel ekonomi klasik döngüsel dalgalanmalardan belirgin biçimde ayrışmış durumda. Artık yalnızca büyüme, enflasyon ya da talep konuşulmuyor; jeopolitik ve jeostratejik gelişmeler doğrudan ekonomik sonuçlar üreten birincil belirleyiciler haline gelmiş durumda.
Özellikle İran–ABD–İsrail hattında artan gerilim, enerji piyasaları üzerinden küresel fiyatlama mekanizmasını yeniden şekillendiriyor. Brent petrolün kısa sürede 70 dolardan 110–120 dolar bandına yükselmesi, küresel arzın yaklaşık ’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda oluşan riskle doğrudan bağlantılı. Günlük 6–10 milyon varillik arz riski, yalnızca fiyat artışı değil; aynı zamanda fiziksel arz güvenliği krizini de gündeme taşıyor. Bu gelişmelerle birlikte enerji maliyetleri sadece üretim maliyetlerini değil, aynı zamanda beklenti yönetimini de bozuyor. Firmalar ileriye dönük fiyatlama davranışlarını yukarı yönlü revize ederken, tüketici tarafında enflasyon beklentileri katılaşıyor. Bu tablo yeni bir gerçeği ortaya koyuyor: Enflasyon artık sadece para politikasının değil, enerji ve jeopolitiğin bir fonksiyonudur.
Jeostratejik şok ve merkez bankaları: Faiz kararlarında yeni dönem
2026 yılına girerken küresel piyasalarda ana beklenti, FED ve ECB’nin faiz indirim döngüsüne başlamasıydı. Ancak enerji fiyatlarındaki sıçrama bu beklentiyi hızla tersine çevirdi.
Güncel küresel çerçeve:
-Petrol: 100$ üzeri kalıcılık maliyet enflasyonu
-Küresel enflasyon: 0.5 – 1 puan yukarı risk
-Faiz indirimi: ertelendi
Merkez bankaları artık üçlü bir sıkışma içinde:
-Enflasyon hedefin üzerinde kalmaya devam ediyor
-Büyüme ivmesi zayıflıyor
-Jeopolitik riskler belirsizliği artırıyor
Bu nedenle küresel para politikasının yeni mottosu net: “High for longer” — faizler beklenenden daha uzun süre yüksek kalacak.
Bu politika değişimi finansal koşulları küresel ölçekte sıkılaştırıyor. Özellikle........
