menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biten bir serginin ardından devrim Erbil ve mozaik koleksiyonu: Taşın sessiz dili

29 0
23.05.2026

Bugün benim için çok özel bir yazı yazacağım. Biten bir sergi ardından mozaik sanatını yorumlayacağım. Devrim Erbil eserlerini mozaik olarak yorumlayan baba-kız sanatçı Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu'nun ve mozaik sanatında estetik hafıza, kültürel süreklilik ve zamansal inşasına bakacağım.

Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Devrim Er­bil ve Akın Ekici’nin “Ters Yüz İmgeler – Sanata İyi Bakın!” başlıklı sergisi, farklı tekniklerde birçok eseri sanatseverlerle bu­luşturuyor. Zıtlık ve dönüşüm­ler üzerinden gerçek ve imge kav­ramlarını ele alan sergi, Prof. Dr. Uğur Batı olarak benim küratör­lüğümde DenizBank’ın kültür sa­nat mekanı Galeri Deniz’de açıldı. Prof. Devrim Erbil ile Galeri De­niz’de 28 Nisan’da birlikte açılışı­nı gerçekleştirdiğimiz “Ters Yüz İmgeler Sanata İyi Bakın” sergi­sinde Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu’nın Devrim Er­bil için uyarladığı özel mozaikler de görücüye çıktı. Devrim Erbil eserlerini yorumladıkları Mozaik Koleksiyonu’nun ilk sergisi olan bu sergi, sanatseverlerin olağan üstü ilgi gösterdiğini söyleyebili­riz. Sergi 17 Mayıs’a kadar Galeri Deniz’de açık kaldı.

Şimdi Aylin Gündoğdu ve Seba­hattin Gündoğdu’nun üzerinden mozaik ve Devrim Erbil bağlantı­sına bakalım.

Mozaik: Taşın canlı ruhu

İnsanlık tarihi incelendiğinde sanatın en temel işlevlerinden bi­rinin hafıza üretmek olduğu gö­rülür. Yazıdan önce resim, resim­den önce işaret, işaretten önce ise yüzeylere bırakılan izler vardı. Sanat, insanın kendisini dünya­ya kaydetme biçimidir. Bu kayıt biçimleri arasında mozaik sanatı, hem maddi kalıcılığı hem de gör­sel anlatı kapasitesi bakımından özel bir yere sahiptir. Çünkü mo­zaik yalnızca görüntü üretmez; zamanı sabitler, mekânı anlam­landırır ve kültürel sürekliliği gö­rünür hale getirir.

Mezopotamya uygarlıkların­dan başlayarak Helenistik Dö­nem, Roma İmparatorluğu ve Bi­zans İmparatorluğu boyunca ge­lişen mozaik sanatı; sarayların, tapınakların, kamusal yapıların ve kutsal mekânların vazgeçilmez görsel dili olmuştur. Bu sanatın temel gücü, parçaların birlikte­liğinden doğan bütünlüktür. Her taş, her kırık yüzey, her renk geçi­şi tek başına eksiktir fakat birlikte anlam kazanır. İşte tam bu nok­tada Aylin Gündoğdu ve Sebahat­tin Gündoğdu’nun mozaik pratiği, çağdaş sanat içinde dikkate değer bir yere yerleşmektedir.

Onların üretim pratiği, mozaik sanatını tarihsel bir nostalji ola­rak ele almaz; aksine yaşayan, dö­nüşen ve çağdaşlaşan bir ifade bi­çimi olarak yeniden yorumlar. Bu yaklaşım, geleneksel sanat üreti­minde sıkça karşılaşılan tekrar so­rununu aşar ve mozaiği bugünün estetik meseleleriyle buluşturur.

Mozaik sanatının en dikkat çe­kici tarafı, onun paradoksal yapı­sıdır: Kırılmış olanın bütünlüğü temsil etmesi. Bu, yalnızca biçim­sel bir durum değildir, aynı zaman­da insan varoluşunun metaforik bir karşılığıdır. Hayatın parçalı ya­pısı, anıların kırık doğası, zamanın bölünmüş akışı ve insan deneyi­minin dağınık karakteri mozaik­te somutlaşır. Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserle­ri bu parçalı yapıyı estetik bir orga­nizasyona dönüştürür.

Mozaik içinde sürekli hareket taşır

Sanat tarihçisi Heinrich Wölff­lin’in biçimsel analiz kuramı açı­sından bakıldığında, mozaik; çiz­gisel yapı ile yüzeysel derinlik ara­sında kurulan karmaşık bir ilişki alanıdır. Gündoğdu’ların eserle­rinde bu ilişki güçlü........

© Dünya