Biten bir serginin ardından devrim Erbil ve mozaik koleksiyonu: Taşın sessiz dili
Bugün benim için çok özel bir yazı yazacağım. Biten bir sergi ardından mozaik sanatını yorumlayacağım. Devrim Erbil eserlerini mozaik olarak yorumlayan baba-kız sanatçı Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu'nun ve mozaik sanatında estetik hafıza, kültürel süreklilik ve zamansal inşasına bakacağım.
Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Devrim Erbil ve Akın Ekici’nin “Ters Yüz İmgeler – Sanata İyi Bakın!” başlıklı sergisi, farklı tekniklerde birçok eseri sanatseverlerle buluşturuyor. Zıtlık ve dönüşümler üzerinden gerçek ve imge kavramlarını ele alan sergi, Prof. Dr. Uğur Batı olarak benim küratörlüğümde DenizBank’ın kültür sanat mekanı Galeri Deniz’de açıldı. Prof. Devrim Erbil ile Galeri Deniz’de 28 Nisan’da birlikte açılışını gerçekleştirdiğimiz “Ters Yüz İmgeler Sanata İyi Bakın” sergisinde Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu’nın Devrim Erbil için uyarladığı özel mozaikler de görücüye çıktı. Devrim Erbil eserlerini yorumladıkları Mozaik Koleksiyonu’nun ilk sergisi olan bu sergi, sanatseverlerin olağan üstü ilgi gösterdiğini söyleyebiliriz. Sergi 17 Mayıs’a kadar Galeri Deniz’de açık kaldı.
Şimdi Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun üzerinden mozaik ve Devrim Erbil bağlantısına bakalım.
Mozaik: Taşın canlı ruhu
İnsanlık tarihi incelendiğinde sanatın en temel işlevlerinden birinin hafıza üretmek olduğu görülür. Yazıdan önce resim, resimden önce işaret, işaretten önce ise yüzeylere bırakılan izler vardı. Sanat, insanın kendisini dünyaya kaydetme biçimidir. Bu kayıt biçimleri arasında mozaik sanatı, hem maddi kalıcılığı hem de görsel anlatı kapasitesi bakımından özel bir yere sahiptir. Çünkü mozaik yalnızca görüntü üretmez; zamanı sabitler, mekânı anlamlandırır ve kültürel sürekliliği görünür hale getirir.
Mezopotamya uygarlıklarından başlayarak Helenistik Dönem, Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu boyunca gelişen mozaik sanatı; sarayların, tapınakların, kamusal yapıların ve kutsal mekânların vazgeçilmez görsel dili olmuştur. Bu sanatın temel gücü, parçaların birlikteliğinden doğan bütünlüktür. Her taş, her kırık yüzey, her renk geçişi tek başına eksiktir fakat birlikte anlam kazanır. İşte tam bu noktada Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun mozaik pratiği, çağdaş sanat içinde dikkate değer bir yere yerleşmektedir.
Onların üretim pratiği, mozaik sanatını tarihsel bir nostalji olarak ele almaz; aksine yaşayan, dönüşen ve çağdaşlaşan bir ifade biçimi olarak yeniden yorumlar. Bu yaklaşım, geleneksel sanat üretiminde sıkça karşılaşılan tekrar sorununu aşar ve mozaiği bugünün estetik meseleleriyle buluşturur.
Mozaik sanatının en dikkat çekici tarafı, onun paradoksal yapısıdır: Kırılmış olanın bütünlüğü temsil etmesi. Bu, yalnızca biçimsel bir durum değildir, aynı zamanda insan varoluşunun metaforik bir karşılığıdır. Hayatın parçalı yapısı, anıların kırık doğası, zamanın bölünmüş akışı ve insan deneyiminin dağınık karakteri mozaikte somutlaşır. Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserleri bu parçalı yapıyı estetik bir organizasyona dönüştürür.
Mozaik içinde sürekli hareket taşır
Sanat tarihçisi Heinrich Wölfflin’in biçimsel analiz kuramı açısından bakıldığında, mozaik; çizgisel yapı ile yüzeysel derinlik arasında kurulan karmaşık bir ilişki alanıdır. Gündoğdu’ların eserlerinde bu ilişki güçlü........
