menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO ve Türkiye (Soğuk Savaş Sonrası)

21 0
02.07.2026

SSCB’nin dağılmasıyla sis­temde oluşan büyük değişik­lik karşı kutup tehdidini yok etti. Böylece Soğuk Savaş döneminin çift kutuplu yapısı çöktü. Yapı­nın çökmesi, iletişim ağlarının serbest kalmasını ve “küresel­leşme” olgusunun ivme kazan­masını sağladı.

Küreselleşme yaşanan sosyal, siyasi ve ekonomik faaliyetleri küresel anlamda önemli hale ge­tirdi. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olaylar, alınan kararlar dünya­nın her köşesinde her toplumu etkiler hale geldi. Yerel ile küresel iç içe geçti. Yaşanan iç savaşlar, ekonomik krizler ve doğa olayları göçlere, göçler ise göç edilen yerlerde ekonomik ve toplumsal sorunlara neden oldu. Ekonomiler git­tikçe iç içe geçti. Enerji ve güvenliği or­tak çıkar ve faaliyet alanı oldu. Demok­rasinin temel değerleri ve normları git­tikçe önemli hale geldi.

Küreselleşmeyle değişen sistemde çift kutuplu sistemin hegemonik yapı­sında kırılmalar oldu. Sistem giderek merkezileşti. Siyasi, ekonomik ve as­keri merkezler ortaya çıktı. Yeni yapıda bölgesindeki olaylar karşısında bölge­sel örgütlerin ve bölge güçlerinin etkisi küresel örgütler ve küresel güçlerin et­kisiyle eşdeğer hale geldi. Bölgesel güç­lere ihtiyaç daha fazla ön plana çıktı.

Yeni yapıda sivil toplum kuruluşla­rı ve çok uluslu şirketler kamuoylarını etkileyebilecek ve devlet politikalarına etki yapabilecek bir şekil kazandılar. Bu şekil terör örgütlerinin siyasi amaç­larını gerçekleştirmek için bu kuruluş ve şirketlerden destek ve yardım ala­bilmelerini olanaklı hale getirdi. Ama en önemlisi devletler önemli aktörler olmaya devam etseler de tek güç mer­kezi olmaktan çıktılar.

Soğuk Savaş’ın sonrası güvenlik kav­ramının tanımı çok daha geniş bir çer­çevede yapılmak zorunda kaldı. 1991 tarihli Stratejik Konsepti Soğuk Savaş öncesi konseptlerden farklı bir anla­yışla yazılmıştı. İçerisinde çatışmayı önleme, iş birliğine dayalı güvenlik gibi eski konseptlerin kapsayan anlayış ol­sa da ana çatı yeni krizlerin nasıl yöne­tileceği üzerine oturtulmuştu.

Soğuk Savaş sonrasının ilk sorunları Avrupa’yı vurdu. Etnik, dinsel ve milli­yetçi odaklı çatışmalar Avrupa’nın gü­venliğini tehdit eden bir yapıya bürün­dü. Bu durum NATO için yeni sistemde yeni görevler anlamına geldi. Nitekim Birleşmiş Milletler’in talebiyle NATO, Yugoslavya’daki iç savaşın parçası ol­du.

Bunun yanında ABD’nin dış poli­tika önceliklerinden birisi NATO’nun genişlemesi olmuştu ki bu stratejinin gereği olarak NATO, Orta ve Doğu Av­rupa ülkelerini üyeliğe aldı. Tüm bu ge­lişmeler en çok Rusya’yı şaşırttı. Keza Ruslar Varşova Paktı dağıldığında NA­TO’nun da dağılacağını bekliyorlardı. NATO’nun dağılmayı bırakın sürekli eski Varşova Paktı üyeleriyle genişle­mesi Rusya’da askeri doktrinlerin de­ğişmesine yol açtı. NATO’nun genişle­me stratejisi Rusya için birincil tehdit haline geldi. 1999 tarihli stratejik kon­septi ise kuvvet yapılandırması konu­sunda hedefler belirlemiştir.

Bu hedef­lerin ilki krizlere müdahaleyi mümkün kılacak esnek bir yapılanma, diğeri ise savunma görevini üstlenecek bir ya­pılanma olarak belirlenmişti. Ama en önemlisi kısa zamanda konvansiyonel ve nükleer kabiliyetlerin dengeli bir bi­çimde kullanılabileceği bir yapılanma­ya gitme planıydı. 1991 konseptinden farklı olarak, 1999 konseptinde terör, sabotaj ve örgütlü suçların, bir “güven­lik riski” olarak NATO’nun güvenliğini etkileyebileceği belirtilmekteydi.

2010 Stratejik Konsepti, 11 Eylül Sal­dırılarının etkisini yansıtmıştır. Kon­septte terör, sabotaj ve örgütlü suçlar “tehdit” olarak vurgulanmıştır. Bununla yetinilmemiş terör vb. eylemlere neden olacağı anlayışıyla NATO’nun sınırları­nın dışında yaşanan........

© Dünya