menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçek tehdit

14 0
26.03.2026

Alman Allensbach Enstitüsünün yaptı­ğı ankete göre, Almanların yüzde 65’i ABD’yi dünya barışına yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görüyor. Türki­ye’de bu oranın çok daha yüksektir.

ABD, II. Dünya Savaşı’ndan bugüne 30’a yakın ülkeye askeri müdahalelerde bulun­muş. Bazı ülkeler, bu müdahalelerle dört kere karşılaşmışlar. Trump’ın 1,5 yıllık ik­tidarında sekiz ülke tehdit edilmiş. Bazı­larından toprak, bazılarından ABD’ye ka­tılması istenmiş, Venezuela ve İran’a as­kerî harekât yapılmış. Görünen o ki ABD’de “barış” diye iktidara gelen her başkan “sa­vaş”ın en önemli mimarı oluyor.

Nedenler farklı amaçlar aynı

Tüm müdahaleler hep kendilerince ge­çerli nedenlere dayandırılmış. Amaç ise tek kalmış; ABD’nin dünya egemenliği.

Soğuk Savaş döneminde ABD için “ko­münizmin yayılmasını engellemek” birinci hedef oldu. Kore, Küba, Vietnam ve Güney Amerika ülkelerine yapılan müdahaleler önemli örnekler. Bunun yanında İsrail’in güvenliğine adanmış bir ABD karşımız­da. Irak, İran, Suriye, Libya, Ürdün ve Lüb­nan’a yapılan müdahalelerin ana nedeni İs­rail’in güvenliğine dayandırıldı.

Soğuk Savaş sonrası nedenler değiş­se de amaç aynı kaldı. 11 Eylül saldırıları ABD’nin tüm iç dengesini bozmakla kal­madı, izlediği dış politikayı tüm dünya için içinden çıkılmaz olaylara sürükledi. ABD “ön alıcı vuruş ve ön alıcı savaş” doktrin­leriyle uluslararası hukuk kurallarını hi­çe sayan harekâtlara imza attı. Kendisine komünizm sonrası yeni bir düşman yarat­tı ve bizim güzel dinimizin arkasına “te­rörizm” kelimesini ekledi. İşin ilginç yanı ABD’nin ana rakipleri Çin ve Rusya bazı dönemlerde bu söylemden fazlasıyla ya­rarlandı.

ABD, 11 Eylül saldırıları sonrası, girişti­ği harekâtları Batı için klasikleşmiş “insan hakları, demokrasi, halkların refahı” söy­lemlerine dayandırdı. Irak, 1990 yılından beri hala tam bir istikrara kavuşamadı. Af­ganistan’a girdiklerinde ülkenin %76’sını Taliban yönetiyordu, çıktıklarında bu oran %71’di. Yani değişen bir şey olmamıştı. Af­ganistan’dan geri çekiliş şekli ise “askeri geri çekiliş nasıl yapılamaz” olarak litera­türde yerini aldı. Libya’da Türkiye olmasa bugün sağlanan istikrar hayal olurdu. Suri­ye ise 2011’den beri sorun ve uzun yıllar so­run olmaya devam edecek.

ABD, 11 Eylül’ün yarattığı panikle hiç­bir şekilde gelecek planlaması yapmadan, sonuçlarını iyi analiz etmeden askeri ha­rekâtlar gerçekleştirdi ve gerçekleştirme­ye devam ediyor. Bu ülkeleri terk ettiğin­de öne sürdüğü “insan hakları, demokrasi, halkların refahı” söylemlerinin hiçbiri ger­çekleşmiyor. Geride bir bataklık bırakıyor ve bu bataklığı kurutabilmek harekât dü­zenlediği ülkelerin halklarına ve çevre ül­kelere kalıyor.

ABD’nin sonucu olmayan bu harekât­larına karşı Batı dünyası ses çıkarmış de­ğil. Bunun temel nedeni geçmişte neredey­se hepsinin “sömürgeci” olması. Bu ülkele­rin geçmişleri kirli olunca, ABD saldırınca “küresel ya da bölgesel denge”lerden bah­sediyorlar. Vurulan ülke kendi varoluşu için karşılık verince “tehdit, terörist ülke vb.” ithamlarla karşılıyorlar. Bir de İsrail var. O saldırınca adı “güvenlik sağlamak” oluyor.

Rusya, ABD’nin yaptığı harekâtların ben­zerini, Gürcistan ve Ukrayna’da yaptı. Ne mi oldu? Rusya, kınama, yaptırım, ulusla­rarası sistemden dışlanma, hepsini yaşıyor. İsrail Gazze’de soykırım yaparken, Suriye ve Lübnan’da işgalci durumundayken, Or­tadoğu’yu kan gölü haline getirirken hiçbir tepki yok. Rus sporcuları ve spor takımları, sanatçıları uluslararası yarışmalardan me­nedilirken İsrail’e o kadar bile yaptırım yok. ABD’ye yaptırım düşünülemez bir olgu!

Bu küçük örnek bile ABD ve Batı’nın in­san hakları ve uluslararası hukuk söz konu­su olduğunda uyguladığı çifte standartları ortaya koyuyor. ABD’nin ve kuklası haline geldiği İsrail’in geçmişi ve bugünü insan hakları ihlalleri dolu. Bugün ABD, güç ben­de öyleyse uluslararası hukuk da benim elinde düşüncesiyle hareket ediyor.

Batı halklarında giderek büyüyen ABD-İsrail karşıtlığı, bize bu düzen son­suza kadar gider mi? sorusunu sorduruyor.

Cevap o kadar kolay değil. Ümidimiz, git­memesi yönünde.


© Dünya