menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İhtiyaçtan isteğe ulusal kimlik

83 0
07.09.2026

İnsan uygarlığının ne denli radikal bir dönüşüm süre­cine girdiği, bugüne kadar öğrendikleri­mizin ve deneyimle­rimizin ne kadar an­lamsız hâle geldiği artık gözle görülür bir netlikte önümüz­de duruyor. Norm­larımız, kurumlarımız, değerler sistemimiz şiddetli bir kriz içe­risinde. Hep söylediğimiz gibi bu bir fırtına değil, iklim değişikli­ği. Fırtına geçip de yeniden haya­ta dönmek gibi bir lüksümüz yok; yeni bir hayat kurmak zorunda­yız. Bu kuruluş ve inşa süreci sa­dece iktisadi, askeri, sosyolojik altyapımızda değil, bilişsel dün­yamızda da gerçekleşmek duru­munda. Psikolojilerimiz, düşün­ce sistematiğimiz, ilişkilerimiz, kavramlarımız daha önce dene­yimlemediğimiz bir ekosistemin bileşenleri artık.

Geçtiğimiz hafta Elon Musk’ın eğitimin geleceği ve üniversite­ler hakkında yaptığı bir değerlen­dirme ilginç bir tartışmanın baş­langıcı niteliğinde. Sosyal medya­ya düşen röportajda çocuklarının hiç ihtiyacı olmadığı ve o güne kadar evde eğitim aldıkları hâlde üniversiteye gitmek istediklerin­den bahsediyor. Ona göre üniver­siteye aslında hiç ihtiyaçları yok. Zira bilginin her katmanda erişi­lebilir olduğu, yapay zekânın kişi­ye özel bir öğretmene dönüştüğü bu yeni uygarlık modelinde, okul dediğimiz kurumun eski işlevsel tekelini kaybetmesi kaçınılmaz. Ama buna rağmen insanlar hâlâ okullara, kurumsal birimlere ve sosyal etkileşimin yüksek oldu­ğu yerlere yönelik bir istek duy­maya devam ediyor; mekanikliği, yalnızlığı, sınırsızlığı, yapay mü­kemmeli reddediyor. Sınıf orta­mında yapay zekâdan çok daha az bilgiye sahip bir hoca, kantin­de kusurlu da olsa bir arkadaş, so­runlu da olsa bir ilişki, bazen de­tone hâle gelen bir sesten duydu­ğu ama eşlik edebileceği bir şarkı vb. istiyor. Yani, taleplerimiz hâlâ maddi ve rasyonel ihtiyaçlarımız­dan ziyade arzularımız (belki bir anlamda psikolojik ihtiyaçları­mız) üzerinden şekilleniyor.

Bu ayrımı eğitimden politika­ya ve özellikle de grup kimlikleri bağlamına taşıdığımızda olduk­ça ilginç bir manzara ile karşı­laşıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, bireyler varoluşlarını kendile­rini “biz” olarak tanımladıkları gruplar üzerinden de anlamlan­dırırlar. Yani ben ve o, toplum­sal düzlemde biz ve ötekiler ayrı­mına dönüşür. “Ben kimim?” so­rusunun cevabı da büyük ölçüde “biz........

© Dünya