Fon krizinin asıl dersi: Güven nasıl korunacak?
Eylül ayı Türk sermaye piyasaları açısından oldukça hareketli geçiyor. Yatırım fonlarında yaşanan gelişmeler, yalnızca bazı fonların yatırımcılarına yönelik bir sorun olmaktan çıkarak, piyasanın işleyişi ve sermaye piyasalarına duyulan güven açısından önemli bir tartışma başlattı.
SPK’nın peş peşe aldığı tedbirler ve tasfiye kararları, sorunun boyutunu ortaya koyarken, bundan sonra asıl tartışılması gereken konu da belirginleşti: Bu noktaya nasıl gelindi ve benzer bir durumun tekrar yaşanmaması için ne yapılmalı?
Sorun eylülde başlamadı
SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklaması bu açıdan önemli. Kurul, 2025 yılının son çeyreğinden itibaren özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları aracılığıyla, bazı portföy yönetim şirketlerinin fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıkladı.
Bu tespit, yaşananların yalnızca son haftalarda ortaya çıkan bir likidite sorunu olmadığını gösteriyor.
Düşük halka açıklık oranına sahip bir hissede, çok sayıda fonun aynı veya bağlantılı stratejilerle yoğun pozisyon alması fiyatı yukarı taşıyabiliyor. Fiyat yükseldikçe fonun getirisi artıyor, yüksek getiri yeni yatırımcıları çekiyor ve böylece kendi kendini besleyen bir yapı ortaya çıkabiliyor.
Bu mekanizmanın en zayıf noktası çıkış aşaması. Yatırımcılar aynı anda paralarını çekmek istediğinde, fonun elindeki varlıkların aynı hızla nakde çevrilememesi ciddi bir likidite sorunu yaratabiliyor. Fiyatların yükselmesiyle çalışan mekanizma, bu kez fiyatların hızla düşmesine dönüşebiliyor.
SPK’nın müdahalesi önemli, fakat........
