Kırmızı sistemlerden yeşil raporlar çıkar mı?
PwC Türkiye Şirket Ortağı SELİM ELBAN
Davos 2026’nın en hararetli başlıklarından biri, artık kimsenin görmezden gelemeyeceği bir gerçeği ortaya koyuyor: Şirketlerin değeri sadece kârlarıyla değil, iklim, çevre ve toplum üzerindeki etkileriyle ölçülüyor. ESG (çevresel, sosyal, yönetişim) göstergeleri ve sürdürülebilirlik raporları; yatırımcıların, kredi verenlerin, düzenleyicilerin ve hatta tüketicilerin karar süreçlerinde belirleyici hale geliyor.
Fakat bu raporlar konuşulurken, asıl kritik soruya yeterince odaklanılmıyor: “Bu sürdürülebilirlik raporlarında yer alan rakamların kaynağı ne kadar güvenilir?
Sürdürülebilirlik raporları bir “kurumsal vitrin”e dönüşürken, o vitrinin arkasındaki asıl altyapı yani Bilgi teknolojileri (BT) ve veri süreçleri çoğu zaman görünmez kalıyor. Oysa bu görünmeyen kısım, raporların güvenilirliğini ve dolayısıyla şirketin itibarını belirleyen temel unsurlardan biri.
Bugün bir şirketin sürdürülebilirlik raporuna baktığımızda; karbon emisyonlarından enerji tüketimine, iş kazası sayılarından kadın yönetici oranına, etik ihlal bildirimlerinden tedarik zinciri verilerine kadar geniş bir yelpazede rakamlar görüyoruz. Bu rakamların büyük çoğunluğu doğrudan dijital sistemlerden geliyor:
● Çevresel (E) göstergeler: Fabrikalardaki enerji tüketimi, üretim hatlarındaki sensörler ve otomasyon sistemlerinden; emisyon hesaplamaları, ölçüm cihazları ve izleme yazılımlarından; su kullanımı, atık miktarı ve geri dönüşüm oranları tesis yönetim sistemlerinden geliyor.
● Sosyal (S) göstergeler: Çalışan sayısı, cinsiyet dağılımı, eğitim saatleri, İK sistemlerinden; iş kazaları, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yazılımlarından; tedarikçi değerlendirmeleri ve sosyal........
