Sessizliğin bedeli yüksek
Son yıllarda iş dünyasının en çok konuşulan kavramlarından biri “quiet quitting” yani sessiz istifa oldu. Çalışanın yalnızca görev tanımıyla sınırlı kalması, fazlasını yapmaktan bilinçli olarak kaçınması…
Ancak bu kavramın Türkiye’de birebir karşılığı olup olmadığı tartışmalı. Çünkü burada daha derin, daha görünmez ve yönetimi daha zor bir mesele var: çalışanların sessiz kalması. Yani sorun sadece geri çekilmenin ötesine geçiyor, konuşmamayı, fikir belirtmemeyi, görünür olmamayı tercih etmeyi ifade ediyor.
Ve bu tercih, çoğu zaman bilinçli bir stratejiye dönüşüyor. Küresel ölçekte Gallup verileri çalışan bağlılığının hâlâ düşük olduğunu gösteriyor. Dünya genelinde çalışanların yalnızca yaklaşık yüzde 23’ü işine gerçekten bağlı hissediyor. Daha çarpıcı olan ise çalışanların önemli bir bölümünün fikirlerini ifade etmekten kaçınması. Harvard Business School Profesörü Amy Edmondson bu durumu “psikolojik güvenlik eksikliği” olarak tanımlıyor ve “Çalışanlar konuşmanın riskli olduğunu düşündüklerinde, organizasyonlar öğrenme kabiliyetini kaybeder” diyor.
Konuşmayan organizasyon
Türkiye’de bu tablo daha belirgin. Hiyerarşinin güçlü olduğu, kararların yukarıda alındığı yapılarda çalışanlar çoğu zaman fikirlerini paylaşmak yerine susmayı tercih ediyor. Bu sadece kültürel bir refleksin dışında aynı zamanda bir risk yönetimi davranışı. Çalışan, hata yapmaktan değil, görünür olmaktan çekiniyor.
Edelman Trust Barometer verileri, çalışanların önemli bir kısmının kurum içinde açık iletişim........
