Dayanıklılık yetmiyor: Yeni oyun anti-kırılganlık
Son bir yılda kaç kriz yaşadık? Eğer bu soruyu 2000'li yılların başında sorsaydık, cevabımız muhtemelen tek bir ekonomik dalgalanma veya bölgesel bir gerginlik olurdu. Ancak 2026 dünyasında bu soruya tek bir yanıt vermek imkansız. Tedarik zincirleri yeniden kırıldı, jeopolitik riskler derinleşti, finansal piyasalar daha önce görülmemiş bir oynaklıkla sarsıldı…
Ve artık hiçbir şok “geçici” görünmüyor. Üstelik bu şoklar tek tek değil literatürde “Polikriz” dediğimiz bir sarmalla, birbirini tetikleyerek geliyor. Enerji fiyatlarındaki oynaklık finansmanı etkiliyor, finansman koşulları talebi daraltıyor, talep daralması üretim kararlarını kökten değiştiriyor. Küresel ekonomi, adeta her hücresinde hissedilen zincirleme bir kırılganlık hali içinde. 2026 dünyasında asıl değişen şey krizlerin kendisinden ziyade sürekliliği ve hızı. Daha önce “olağanüstü” dediğimiz gelişmeler, artık sabah kahvesi kadar hayatımızın ve iş yapış biçimimizin doğal bir parçası. Tam da bu noktada, “The Resilience Dividend” kitabı yeniden gündeme geliyor.
Judith Rodin’in temel tezi bugün her zamankinden daha geçerli: Dayanıklılık kriz anında verilen geçici bir refleks değil kriz öncesinde tasarlanan kurumsal bir kapasitedir. Kitabın önsözünü yazan ve “Siyah Kuğu” kavramıyla risk yönetimini baştan aşağı değiştiren Nassim Nicholas Taleb ise bu çerçeveyi bir adım öteye taşıyor: Anti-kırılganlık. Ona göre asıl başarı, fırtınanın rüzgarını yelkenine doldurup rakiplerinden daha hızlı yol alabilmek, yani her darbeyle daha da güçlenmektir.
Bugün iş dünyasının en büyük stratejik yanılgısı, hala fırtınanın dineceğine ve eski istikrarın geri döneceğine inanmak.........
