menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dayanıklılık yetmiyor: Yeni oyun anti-kırılganlık

18 0
04.04.2026

Son bir yılda kaç kriz yaşadık? Eğer bu soruyu 2000'li yılla­rın başında sorsaydık, cevabımız muhtemelen tek bir ekonomik dalgalanma veya bölgesel bir ger­ginlik olurdu. Ancak 2026 dün­yasında bu soruya tek bir yanıt vermek imkansız. Tedarik zin­cirleri yeniden kırıldı, jeopolitik riskler derinleşti, finansal piya­salar daha önce görülmemiş bir oynaklıkla sarsıldı…

Ve artık hiç­bir şok “geçici” görünmüyor. Üs­telik bu şoklar tek tek değil lite­ratürde “Polikriz” dediğimiz bir sarmalla, birbirini tetikleyerek geliyor. Enerji fiyatlarındaki oy­naklık finansmanı etkiliyor, fi­nansman koşulları talebi daral­tıyor, talep daralması üretim ka­rarlarını kökten değiştiriyor. Küresel ekonomi, adeta her hüc­resinde hissedilen zincirleme bir kırılganlık hali içinde. 2026 dün­yasında asıl değişen şey krizlerin kendisinden ziyade sürekliliği ve hızı. Daha önce “olağanüstü” de­diğimiz gelişmeler, artık sabah kahvesi kadar hayatımızın ve iş yapış biçimimizin doğal bir par­çası. Tam da bu noktada, “The Re­silience Dividend” kitabı yeniden gündeme geliyor.

Judith Rodin’in temel tezi bugün her zamankin­den daha geçerli: Dayanıklılık kriz anında verilen geçici bir ref­leks değil kriz öncesinde tasarla­nan kurumsal bir kapasitedir. Ki­tabın önsözünü yazan ve “Siyah Kuğu” kavramıyla risk yönetimi­ni baştan aşağı değiştiren Nassim Nicholas Taleb ise bu çerçeveyi bir adım öteye taşıyor: Anti-kırıl­ganlık. Ona göre asıl başarı, fırtı­nanın rüzgarını yelkenine doldu­rup rakiplerinden daha hızlı yol alabilmek, yani her darbeyle daha da güçlenmektir.

Bugün iş dünyasının en büyük stratejik yanılgısı, hala fırtınanın dineceğine ve eski istikrarın ge­ri döneceğine inanmak.........

© Dünya