CEO değişiyor, sorun değişmiyor
Küresel iş dünyasında son yılların en dikkat çekici eğilimlerinden biri CEO koltuğunun giderek daha hızlı değişmesi. Büyük şirketlerde CEO görev süreleri kısalıyor, yönetim değişiklikleri daha sık yaşanıyor. Yönetim danışmanlığı şirketlerinin araştırmaları da bu tabloyu doğruluyor.
CEO devir hızının son yıllarda belirgin biçimde arttığı görülüyor. Görev süresi kısalırken beklentiler yükseliyor. Türkiye’de de son yıllarda büyük gruplarda ve halka açık şirketlerde CEO değişimlerinin daha görünür hale gelmesi, görev sürelerinin kısalması ve yönetim geçişlerinin hızlanması benzer bir eğilime işaret ediyor. Liderlik danışmanlığı şirketi Russell Reynolds Associates’in küresel CEO değişim araştırmasına göre 2025 yılında dünyanın en büyük şirketlerinde 234 CEO görevinden ayrıldı. Bu sayı bir önceki yıla göre yüzde 16 daha yüksek ve son sekiz yılın ortalamasının yüzde 20’den fazla üzerinde.
İlginç olan şu: memnuniyetsizlik tek taraflı değil.
Şirketler CEO’lardan bekledikleri dönüşümü göremediklerini düşünüyor. CEO’lar ise karar alma alanlarının daraldığını, stratejik hareket alanlarının sınırlı olduğunu söylüyor. Birçok CEO için en büyük sorun performans baskısından çok yönetim mimarisi. Strateji üretmesi beklenen pozisyon, çoğu zaman operasyonel sorunlarla ve hissedar beklentileriyle sıkışmış bir rol haline gelebiliyor. Bu durum yalnızca bireysel liderlik meselesi değil. Kurumsal yönetim meselesi.
Yönetim kurulu gerçekten çalışıyor mu?
Kurumsal yönetim literatüründe model oldukça nettir. Yönetim kurulu şirketin stratejik yönünü belirler, CEO bu stratejiyi hayata geçirir. Kurul riskleri izler, CEO operasyonu yönetir. Hissedar ise şirketin uzun vadeli değer üretimini gözetir. Teoride yapı böyle işler. Pratikte ise özellikle aile kontrolünün güçlü olduğu şirketlerde tablo çoğu zaman farklıdır. Organizasyon şemasında CEO vardır; fakat gerçek karar merkezi çoğu zaman hissedardır. CEO strateji hazırlar, yatırım planı anlatır, dönüşüm programı sunar. Yönetim kurulu toplantısı biter. Ardından çoğu zaman şu cümle duyulur: “Patronla bir konuşalım.” Kararın gerçek adresi böylece ortaya çıkar.
Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin (TKYD) kurumsal yönetim değerlendirme çalışmalarında da yönetim kurullarının etkinliği önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. Özellikle bağımsız üyelerin rolünün güçlendirilmesi, kurul komitelerinin daha aktif çalışması ve yönetim kurullarının stratejik tartışma platformu haline gelmesi gerektiği vurgulanıyor. Kurumsal yönetimin temel ilkeleri olan adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk kavramları yalnızca raporlarda değil şirketlerin günlük yönetim pratiğinde karşılık bulduğunda anlam kazanıyor. Ancak pratikte birçok yönetim kurulunun hâlâ gerçek bir strateji platformuna dönüşemediği görülüyor. Kurul üyelerinin seçimi çoğu zaman profesyonel uzmanlıktan çok güven ilişkileri üzerinden şekillenebiliyor. Tanıdık isimler, uzun yıllara dayanan iş bağlantıları, sosyal çevreler… Böyle bir yapı içinde yönetim kurulu gerçek bir tartışma platformu olmaktan çıkıp sunumların dinlendiği bir toplantı formatına dönüşebiliyor.
Prıvate Equıty disiplini
Bu farkı en net biçimde private equity dünyasında görmek mümkün. Yatırım fonlarının bulunduğu şirketlerde yönetim kurulu toplantıları genellikle çok daha analitik ve sorgulayıcı geçer. Çünkü yatırımcıların temel sorusu nettir: şirket değeri nasıl artacak? Gelir büyümesi, verimlilik, yatırım getirisi, maliyet yapısı, pazar genişleme stratejisi… CEO’nun sunduğu planlar ayrıntılı şekilde sorgulanır. Tartışma çoğu zaman yoğun ve veriye dayalıdır. Yönetim kurulu CEO’nun karşısında duran bir mekanizma olmaktan çok stratejinin test edildiği bir düşünce platformuna dönüşür.
Bu disiplin aslında kurumsal yönetimin özünü oluşturur. Yönetim kurulu yalnızca denetim yapan bir yapı değil, şirketin değer üretme mekanizmasının parçasıdır.
Türkiye’de ise private equity yatırımlarının ölçeği hala sınırlı. Oysa bu yatırımlar yalnızca finansman sağlamaz; aynı zamanda kurumsal yönetim disiplinini de beraberinde getirir.
Yeni yönetim mimarisine ihtiyaç doğdu
Bugün şirketler her zamankinden daha karmaşık bir ortamda faaliyet gösteriyor. Jeopolitik gerilimler, enerji maliyetleri, tedarik zinciri kırılmaları, teknolojik dönüşüm… Risk haritası giderek genişliyor. Şirketlerin önünde birkaç kritik başlık var:
●Yönetim kurullarının uzmanlık ve bağımsızlık açısından güçlendirilmesi
● CEO ile hissedar arasındaki rol sınırlarının netleşmesi
● Stratejik tartışma kültürünün geliştirilmesi
● Kurumsal yönetimin rapor olmaktan çıkıp gerçek bir yönetim pratiğine dönüşmesi
CEO devir hızının artması aslında tek başına bir sorun değil.
Sorun, şirketlerin karar mimarisinin ne kadar sağlam olduğu. Çünkü güçlü şirketler tek bir liderin karizmasıyla değil, kurumsallaşmış yönetim sistemleriyle ayakta kalır.
