Türkiye gelecek 10 yıl için üç büyük hedef belirlemeli
Enerji diplomasisi ve uluslararası ilişkiler üzerine çalışmalarını sürdüren London Energy Club'ın Başkanı, Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü’nün Danışma Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü, yeni dünya düzeninde Türkiye’nin kararların alındığı bölgesel bir güç olabilmesi için önemli bir kapasitesi olduğunu söylüyor. Ancak bunun için yapılacaklar var. Öğütçü ile Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizden Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına damgasını vuracak kalkınma hedeflerine kadar jeopolitik gelişmeleri konuştuk.
ABD-İran arasındaki savaş ve Hürmüz Boğazı'ndaki kriz uzarsa bu durum dünya ekonomisini nasıl etkiler?
Hürmüz Boğazı yalnızca dünyanın en önemli petrol geçidi değil; küresel ekonominin ana atardamarlarından biri. Normal koşullarda buradan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyor. Bu miktar dünya petrol ve sıvı yakıt tüketiminin yaklaşık beşte birine, deniz yoluyla yapılan küresel petrol ticaretinin ise dörtte birinden fazlasına karşılık geliyor. Küresel LNG ticaretinin de yaklaşık yüzde 20'si, başta Katar olmak üzere, Hürmüz üzerinden dünya pazarlarına ulaşıyor. Dolayısıyla Hürmüz'de yaşanacak uzun süreli bir aksama yalnızca petrol fiyatlarını yükseltmez; LNG'yi, petrokimyayı, gübreyi, deniz taşımacılığını, sigorta primlerini, gıda fiyatlarını, sanayi maliyetlerini ve enflasyonu aynı anda etkiler.
Asıl tehlike oynaklığın kalıcı olması
Asıl tehlike, fiyat artışından çok oynaklığın kalıcı hâle gelmesidir. Petrol bugün 80 dolar, yarın 100 dolar, ardından diplomasi beklentisiyle yeniden 75 dolar olabilir. Şirketler belirli ölçüde yüksek fiyatla yaşamayı öğrenebilirler; fakat öngörülemeyen fiyatlarla uzun vadeli yatırım kararı almakta zorlanırlar. Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel riski, yalnızca yüksek enerji fiyatları değil, yüksek jeopolitik belirsizlik olacaktır.
Kriz uzarsa stagflasyon olabilir
Hürmüz Boğazı'ndaki kriz uzarsa bunun ne gibi sonuçları olur?
Kriz uzarsa dünya ekonomisi üç aşamalı bir şok yaşayabilir. İlk aşamada petrol ve doğalgaz fiyatları yükselir. İkinci aşamada bu artış navlun, sigorta, elektrik, petrokimya, gübre, gıda ve sanayi maliyetleri üzerinden bütün üretim zincirine yayılır. Üçüncü aşamada ise merkez bankaları, enflasyonun yeniden hızlanması karşısında faizleri beklenenden daha uzun süre yüksek tutmak zorunda kalır. Sonuç, düşük büyüme ile yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı yeni bir stagflasyon dönemi olabilir.
En büyük mesele elektrik
Önümüzdeki 5-10 yılın en büyük enerji ve jeopolitik riski sizce ne olacak?
Bana göre geleceğin en büyük enerji krizi, petrol veya doğalgaz rezervlerinin fiziksel olarak tükenmesi olmayacaktır. Asıl risk, enerji sisteminin giderek daha karmaşık, dijital ve birbirine bağımlı hâle gelmesidir. Yeterince konuşulmayan en büyük mesele elektrik sistemidir. Yapay zekâ, veri merkezleri, elektrikli araçlar, çip fabrikaları, savunma sanayisi, soğutma sistemleri ve yeni nesil üretim tesisleri devasa miktarda kesintisiz ve kaliteli elektrik talep ediyor. Bunlara enerji altyapısına yönelik siber saldırılar, sabotajlar ve savaşlar eklendiğinde geleceğin enerji güvenliği çok daha karmaşık hâle geliyor.
Türkiye bütün bu jeopolitik dönüşümün neresinde duruyor?
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken Türkiye, belki de son 50 yılın en önemli stratejik eşiğinde bulunuyor. Türkiye'nin en büyük avantajlarından biri coğrafyası. Ancak artık coğrafya tek başına yetmez. Bugün Türkiye; Avrupa'nın enerji güvenliğinde, Karadeniz'in istikrarında, Kafkasya'nın ulaşım koridorlarında, Orta Asya'nın dünyaya açılmasında, Irak ve Körfez'in enerji ihracatında, Doğu Akdeniz'in geleceğinde, Afrika ile Avrupa arasındaki ticarette ve Türk Boğazları'ndaki deniz taşımacılığında önemli bir kavşak noktası. Fakat kavşakta bulunmak ile kavşağı yönetmek aynı şey değil. Bunun için güçlü kurumlara, öngörülebilir bir hukuk sistemine, güvenilir ve bağımsız düzenleyici........
