menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Politika faizi az düşünce, faizler çok düştü

12 0
28.01.2026

Faizleri makro gerçeklikten ko­puk bir şekilde düşürmenin ne tür olumsuz etkiler yarattığını önceki yıllarda yaşayarak öğren­dik. Geçen hafta TCMB’nin poli­tika faizi kararı ise, doğru adımlar atıldığında istenen sonuçlara na­sıl ilerlenebileceğine dair iyi bir örnek oldu.

Kredi ve tahvil faizleri gibi haya­tımızı doğrudan etkileyen faiz oran­ları çoğu zaman tek bir gösterge gibi algılansa da, gerçekte birçok alt bile­şenden oluşur. Bu bileşenler; risksiz faiz oranı, enflasyon farkı ve risk pri­mi olarak sıralanabilir.

Risksiz faiz oranı, yatırımcının te­merrüt riski olmadan elde edebile­ceği getiri olarak tanımlanır. Uygula­mada küresel ölçekte referans olarak ABD Hazine tahvilleri kullanılır. Bu­nun temel nedeni, ABD’nin borçlarını ödeme kapasitesinin çok yüksek ka­bul edilmesi ve bu menkul kıymetle­rin yüksek likiditeye sahip olmasıdır.

Bunun üzerine, devlet tahvilleri için ülke risk primi, krediler için ise kredi kullanana özgü bir risk primi eklenir. Finansal piyasalarda bu bile­şen CDS (Credit Default Swap) spre­ad’leri gibi göstergelerle ölçülmeye çalışılır. Bu iki bileşenin toplamı, do­lar cinsinden borçlanma faizini verir.

TL cinsinden borçlanma faizini hesaplamak için ise bunların üzeri­ne enflasyon farkının eklenmesi ge­rekir. Bir ülkenin enflasyon beklen­tisi ABD enflasyonundan yüksekse, yatırımcılar satın alma gücündeki kaybı telafi etmek için ek getiri talep eder. Bu ilişki, Fisher denklemi ola­rak da bilinir.

Risksiz faiz oranının bizim........

© Dünya