menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

''NATO ile birlikte bu iş nasıl olacak'' soruları ışığında Mekke Anlaşması

53 0
19.09.2026

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nı sadece üç devlet arasındaki askerî ittifak olarak okumamak gerekir. Daha önemli olan üç farklı kapasitenin birleşmesi. Türkiye’nin askerî gücü ve savunma sanayii, Suudi Arabistan’ın finans ve enerji kapasitesi, Pakistan’ın yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, büyük ordusu ve nükleer caydırıcılığı değişik bir Voltran oluşumu değil de nedir?

 Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne katılmış, gözlem ve deneyimleri­mi siz değerli DÜNYA okurlarıyla paylaşmıştım. Benim açımdan en dikkat çekici konu, NATO’nun ar­tık güvenliği yalnızca tank, uçak, füze ve asker sayısıyla tarif etme­mesiydi. “NATO 3.0” olarak ifade edilen yeni dönemde enerji hatla­rından yapay zekâya, kritik altya­pıdan tedarik zincirlerine, siber güvenlikten ekonomik dayanıklılı­ğa kadar çok daha geniş bir güven­lik alanı ortaya çıkıyor. NATO’nun faaliyetleri böylece Birleşmiş Mil­letler, Avrupa Birliği, Dünya Ban­kası ve diğer uluslararası kuruluş­ların çalışma alanlarıyla daha fazla kesişiyor.

Bu açıdan Ağustos 2026’da Tür­kiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke An­laşması’nı sadece üç devlet ara­sındaki askerî ittifak olarak oku­mamak gerekir. Bir tarafa yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması NATO Antlaşması’nın 5. maddesini hatırlatıyor. Fakat daha önemli olan üç farklı kapasitenin birleşmesidir: Türkiye’nin askerî gücü ve savunma sanayii, Suudi Arabistan’ın finans ve enerji ka­pasitesi, Pakistan’ın yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, büyük ordusu ve nükleer caydırıcılığı değişik bir Voltran oluşumu değil de nedir?

NATO 3.0: Güvenliğin hukuku genişliyor

NATO Zirvesi’ne gelen yüzlerce siyasetçi, düşünce kuruluşu men­subu, akademisyen, askerin için­de Ankara’da gördüğüm temel de­ğişim güvenlik kavramının sınır­larının genişlemesiydi. Elektrik şebekesinin çalışması, bankacılık sisteminin siber saldırılara daya­nıklılığı, enerji arzı, kritik maden­lere erişim, limanlar, veri merkez­leri ve tedarik zincirleri artık millî güvenliğin parçaları.

Uluslararası hukuk da buna uyum sağlamak zorunda. Siber saldırının hangi aşamada “silahlı saldırı” sayılacağı, enerji altyapı­sına sabotajın kolektif savunma­yı harekete geçirip geçirmeyeceği veya ekonomik yaptırımların han­gi noktada güvenlik meselesine dönüşeceği 2030’ların önemli hu­kuk tartışmaları olacak.

Mekke Anlaşması tam bu yeni dünyanın ürünü olabilir. Mesele üç ordunun gerektiğinde birlikte savaşmasından ibaret değil; enerji güvenliği, deniz yolları, teknoloji, finansman ve ekonomik dayanık­lılık zaman içerisinde anlaşmanın askerî hükümleri kadar önem ka­zanabilir.

Üç ülkenin birbirinden çok fark­lı olması anlaşmanın stratejik de­ğerini artırıyor. Türkiye NATO tecrübesine,........

© Dünya