menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye yüzyılı paketi iş dünyasını nasıl etkiler?

16 0
yesterday

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Nisan 2026’da kamuoyuyla paylaştığı “Tür­kiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Prog­ramı”, Türkiye’nin vergi sisteminde yapısal bir dönüşümün fitilini ateşledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 27 Nisan’da Cumhur­başkanlığı Külliyesi’nde verdiği ayrıntılı brifing, reformun kapsamını netleştirdi. Bu bir indirim paketi değil, Türkiye’nin küresel rekabet konum­lanmasını yeniden tanımlama stratejisi.

Kurumlar vergisinde tarihi dönüşüm

Paketin iş dünyası açısından en çarpıcı ayağı, kurumlar vergisi oranlarındaki köklü değişiklik. Mevcut sistemde standart oran yüzde 25 iken, ihracatçılara 5 puanlık bir indirim uygulanıyor­du. Yeni düzenlemeyle tablo dramatik biçimde değişiyor.

Standart kurumlar vergisinde ne ya­zık ki bir değişiklik yok. Ancak ihracatçılar için mevcut oran 25’den 14’e inerken, üretici ihra­catçılar için 19 olan oran 9’a iniyor. Üretici ihra­catçılar için tek haneye düşen bu oran, son yirmi yılın en agresif vergi indirimi olarak değerlen­diriliyor. Bakan Şimşek’in ifadesiyle bu adım, Türk ihracatçılarını daha rekabetçi hale getir­meyi ve imalat sanayisine yönelik doğrudan ya­bancı yatırımı çekmeyi doğrudan hedefliyor.

Öte yandan hizmet ihracatına uygulanan vergi sıfıra iniyor. Yazılım, mobil oyun, mühendislik, mimarlık, tasarım, sağlık turizmi ve eğitim gibi alanlarda yurt dışına hizmet ihraç eden şirket­ler için tablo daha da çarpıcı, bu kazançlara uy­gulanan vergi istisnası yüzde 50’den yüzde 100’e çıkarılıyor. Yani bu sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçı firmalar için efektif kurumlar vergisi sıfıra iniyor. Türkiye’nin hâlihazırda 60 milyar doların üzerinde hizmet ihracatı fazlası verdiği göz önüne alındığında, bu düzenleme teknoloji ve hizmet sektörü için güçlü bir büyüme kaldı­racına dönüşebilir.

İstanbul finans merkezi: Bölgesel üs stratejisi

Paketin bir diğer kritik bileşeni, İstanbul’u böl­gesel bir finans ve ticaret merkezi olarak konum­landırma hedefi. İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) faaliyet gösteren şirketler için transit tica­rette kurumlar vergisi istisnası yüzde 50’den yüz­de 100’e yükseltiliyor. İFM dışında faaliyet göste­renler içinse bu oran yüzde 95 olarak belirleniyor.

Bölgesel yönetim merkezini İFM’ye taşıyan küresel şirketlere ise 20 yıl boyunca kurumlar vergisi muafiyeti tanınıyor. Bu düzenleme, Du­bai veya Singapur gibi rakip merkezlere kıyasla Türkiye’nin cazibesini artırmaya yönelik doğru­dan bir hamle olarak okunabilir. Geçtiğimiz haf­talarda İstanbul Duabi olabilir mi dediğimde tam da bunu kastetmiştim.

Yabancı sermaye ve yüksek varlıklı bireyler için teşvikler

Reforma “VIP Bürokrasisi” adıyla da yansı­yan bir bileşen, yüksek varlıklı bireyleri ve kü­resel girişimcileri Türkiye’ye çekmeyi amaçlı­yor. Şirket kuruluşu, çalışma ve ikamet izinleri, vergi ve sosyal güvenlik işlemleri gibi süreçlerin tek noktadan hızla tamamlanacağı bir sistem tasarlanıyor. Finansal açıdan da önemli adım­lar var. 20 yıl yurt dışı gelir muafiyeti ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan birey­ler, Türkiye’ye yerleşmeleri halinde yurt dışı kaynaklı gelirleri üzerinden 20 yıl boyunca sıfır vergi öderken, asgari ücretin 4 katına kadar ge­lir vergisi muafiyeti getirilecek.

Pakette yer alan bir diğer düzenleme, yurt dı­şında bulunan para, altın ve menkul kıymetle­rin yüzde 2-3 gibi düşük bir vergi oranıyla Tür­kiye’ye getirilmesine olanak tanıyor. Beyan edi­len varlıklar için herhangi bir vergi incelemesi ya da tarhiyat yapılmayacağı güvencesi de ve­riliyor. Bu düzenleme, geçmişteki benzer uygu­lamalar gibi kısa vadeli bir likidite girişi sağla­yabilir. Ancak asıl belirleyici soru, söz konusu sermayenin üretken yatırımlara yönlendirilip yönlendirilmeyeceği olacak.

İhracat odaklı büyümeyi vergi sistemiyle doğ­rudan desteklemek, uluslararası standartlarla ör­tüşen bir yaklaşım. Bakan Şimşek’in vurguladı­ğı 20 yıllık öngörülebilirlik taahhüdü ise yaban­cı yatırımcılar açısından kritik bir güven unsuru. Ancak soru işaretleri de yok değil. Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırım stoku hâlihazırda yak­laşık 87.000 uluslararası şirketle kayda değer bir büyüklüğe ulaşmış olsa da 2026 yılı küresel tica­ret koşullarındaki belirsizlik, bu teşviklerin so­mut yatırım kararlarına ne ölçüde dönüşeceğini etkileyen dışsal bir faktör olmaya devam ediyor.

Türkiye Yüzyılı vergi paketi, Türkiye’nin küre­sel yatırım çekme yarışındaki stratejik konumu­nu yeniden tanımlama girişimi. İhracat, üretim, finans ve teknoloji alanlarını önceliklendiren bu mimari, doğru uygulandığında iş dünyası için ön­görülebilir ve rekabetçi bir zemin sunuyor.

Vergi mimarisinde küresel ölçekte en üst ligde yer almak isteyen Türkiye’nin başarısında en çok yasal çerçevenin netliği ve bürokratik süreçlerin gerçekten hızlanması anahtar olacaktır.


© Dünya