Uçurumun kenarında protein dengesi
“Hiç kimseye hiçbir şey anlatma. Yoksa herkesi özlemeye başlarsın.” JD Salinger, Gönülçelen, 1951
İlk iki yazıda bir eğilimi tarif ettik. Küresel beslenme ekseninin karbonhidrattan proteine kaydığını, kırmızı et fiyatlarındaki yapısal sertliğin beyaz et ve yumurtaya alan açtığını, FAO endekslerinin bu dönüşümü inkâr edilemez biçimde yansıttığını konuştuk. Türkiye’de tavuk etinin enflasyon tamponu rolünü, yumurtadaki normalleşmeyi ve kırmızı etteki katılığı çerçeveledik.
Ancak üçüncü bölümde trendi değil, sistemi konuşmak gerekiyor. Çünkü artık soru “protein artıyor mu?” değil. Asıl soru şu: Bu düzen hangi ödünleşme sayesinde ayakta?
Bugünkü protein dengesi üç sütun üzerinde duruyor:
Protein bu mimarinin yalnızca görünen yüzü.
Gelir: Metabolizma değil, cüzdan belirleyici
Protein fizyolojik açıdan zorunlu olabilir. Fakat talep iktisadi bir davranıştır. Küresel protein tüketiminin ağırlık merkezi orta ve alt gelir gruplarıdır. Bu kesimler için tercih, çoğu zaman sağlık ideali değil bütçe hesabıdır.
Kırmızı et pahalıysa tavuk; Tavuk pahalıysa yumurta; Yumurta pahalıysa bakliyat.
Bu ikame zinciri sınırsız değildir. Belirli bir noktadan sonra “tercih” yerini “idare”ye bırakır. Protein talebinin gelir esnekliği hâlâ pozitiftir. Küresel büyüme yavaşlarsa, reel gelirler baskılanırsa ya da iş gücü piyasaları zayıflarsa, bugün gördüğümüz fiyat platosu kalıcılığını kaybedebilir.
Bunun ampirik örneğini Çin ekonomisinde gördük. Salgın sonrasında beklenen ivmeyi yakalayamayan Çin’de hane halkı alım gücü zayıfladı. Tüketim harcamalarındaki yavaşlama yalnızca enerji talebini değil, protein talebini de etkiledi. ABD Tarım Bakanlığı projeksiyonlarına göre Çin’de kırmızı et tüketimi geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 3 gerileyerek iki yıl üst üste daralma patikasına girerken, 2026’da da düşüşün sürmesi bekleniyor. Ekonomik baskılar altında hane halkı daha pahalı proteinlerden uzaklaşıp daha erişilebilir alternatiflere yöneliyor.
Bu tablo protein talebinin gelirden kopmadığını gösteriyor. Çin tüketicisinin maddi realitesi küresel et fiyatlarını frenleyen başlıca unsurlardan biri haline geldi. ABD’de sığır sürüsü 1950’lerden bu yana en düşük seviyedeyken fiyatların astronomik sıçrama yapmamasında bu talep freni belirleyici. Avustralya ve Latin Amerika güçlü sürü yapılarıyla arzı desteklerken, talep tarafındaki zayıflık fiyat artışlarını sınırlıyor. Et fiyatlarının aşırı yükselmemesi ise süt–buzağı dengesini koruyor; buzağılar kesime yönelmiyor, süt üretimi güçlü kalabiliyor.
Kısacası, kırmızı et piyasasında fiyat, gelirle şekillenen talep dinamikleriyle birlikte belirleniyor. Protein anlatısı güçlüdür ancak konjonktürden bağımsız değildir. Küresel talep, wellness kültüründen çok gelir dinamiklerine bağlıdır. Bu gerçek göz ardı edildiğinde trendler yapısal sanılır.
Karbon: Henüz tam fiyatlanmamış gerçek
İkinci sütun karbon. Sığır ve süt üretimi yüksek emisyonlu. Tavuk daha verimli fakat masum değil. Yem zinciri, enerji kullanımı, lojistik maliyetler ve arazi baskısı karbon hesabını karmaşıklaştırıyor.
Uluslararası........
