Ama bu sefer adı gümrük değil
Koruma politikaları dünya ticaretine geri döndü. Ancak bu sefer ülkeler sınırlarına duvarlar örmüyor ya da mutlaka gümrük vergilerini artırmıyor. Yeni korumacılık dönemi teşvikler, sübvansiyonlar, kamu alımları, karbon kriterleri ve yerel üretim gereklilikleri üzerinden ilerliyor. Avrupa Birliği'nin "Made In EU" yaklaşımı bunun en yeni örneklerinden biri.
Avrupa perspektifinden bakıldığında, bunun anlaşılabilir nedenleri var. Çin'in sanayideki artan ağırlığı, ABD'nin kendi üreticilerine sağladığı güçlü teşvikler, pandemiden sonra tedarik zincirlerinin güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı, İran’da yaşanan son gelişmeler sonrası enerji krizi, Avrupa'yı kendi üretim kapasitesini korumaya yöneltti.
Avrupa artık bir ürünün sadece fiyatına değil, nerede üretildiğine de bakacak. Türkiye için mesele tam da burada başlıyor.
Türkiye, yaklaşık otuz yıldır AB ile bir Gümrük Birliği içinde. Otomotiv sanayisinde, Avrupa üretim zincirinin ana merkezlerinden biri. Bugün Türkiye'de üretilen bir otomobil, gümrük vergisi olmadan Avrupa pazarına girebiliyor. Ancak Avrupa yarın "Gümrük vergisi almıyorum ama Avrupa'da üretilen arabalara teşvik veriyorum, Türkiye'de üretilenlere değil" derse, Gümrük Birliği kağıt üzerinde devam etse bile ekonomik anlamı tartışmalı hale gelir.
Peki Türkiye’nin stratejisi ne olmalı?
Her şeyden önce, otomobil ve otomotiv meseleleri sadece otomotiv sanayisinin sorunu olarak görülmemeli. Bugün arabalardan bahsediyoruz. Yarın çelik, alüminyum, bataryalar, savunma dışı stratejik teknolojiler, yenilenebilir enerji ekipmanları ve diğer sektörler aynı tartışmaya girebilir. Bu yüzden Brüksel'de bireysel sektörler için istisnalar........
