Nükleer bahane
“Bazıları nükleeri tehdit diye sunar; bazıları tehdidi düzen diye adlandırır. Güç konuştuğunda adalet susarsa, geriye yalnızca korku kalır.”
İran ile ABD arasındaki gerilim, yıllardır “nükleer program” başlığı altında servis ediliyor. Oysa mesele yalnızca uranyum zenginleştirme oranları ya da santrifüj sayıları değil. “Nükleer bahane” ifadesi, krizin teknik boyutunun ötesine geçerek küresel güç mücadelesine işaret ediyor. Washington, Tahran’ın nükleer silah geliştirme ihtimalini dünya barışı için tehdit olarak sunarken; İran bunun barışçıl enerji programı olduğunu savunuyor. Fakat sahadaki gerçeklik, bu tartışmanın çok daha derin bir jeopolitik hesaplaşmanın parçası olduğunu gösteriyor.
1979’daki İran İslam Devrimi sonrasında ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri devrilmiş, yerine Washington karşıtı bir yönetim gelmişti. Bu kırılma, yalnızca diplomatik ilişkilerin kopmasına değil, aynı zamanda uzun soluklu bir güç mücadelesine zemin hazırladı. 2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ile tansiyon düşürülmüş gibi........
