Yeni Çözüm Süreci ve Yeşeren Umutlar
Otuz yılı aşkın bir çatışmanın sonunda ortaya çıkan her "çözüm" teklifi, aslında bir temsil krizinin itirafıdır da. Kim kimi temsil ediyor, kim adına konuşuyor, kim adına ölüyor sorusu, bu coğrafyada hiçbir zaman sahiden cevaplanmadı.
Meclis'e sunulan on iki maddelik "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", tam da bu krize dair şimdiye kadarki en somut hukuki cevabı veriyor, üstelik bunu ideolojik bir söylemle değil, kurumsal bir mimariyle yapıyor.
2013-2015 arasındaki ilk "çözüm süreci"nin neden çöktüğünü hatırlamakta fayda var: O süreç hiçbir yasal çerçeveye, denetim mekanizmasına, doğrulama şartına bağlanmamıştı. İmralı heyetleri, Dolmabahçe mutabakatı, hepsi hukuki değil, siyasi-şahsi bir güvene dayanıyordu. Güven kırılınca süreç de kırıldı; çünkü çökecek bir kurum yoktu, sadece bozulacak bir hava vardı.
Bugünkü teklif tam tersi bir mantıkla kurulmuş: silah bırakma ve fesih önce güvenlik kurumlarınca tespit edilecek, sonra Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilecek, ardından sekiz kişilik bir Değerlendirme ve Koordinasyon Kurulu süreci yönetecek, ayrıca TBMM bünyesinde ayrı bir İzleme Kurulu kurulacak. Bu, duygusal bir mutabakat değil, denetlenebilir bir hukuki zincir. Fark tam olarak burada.
Bu noktada, sürece imza atan ya da........
