menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kâbe'nin Gölgesinden İslâm Birliğine 1

51 0
02.06.2026

Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye, önceki senelerde olduğu gibi bu sene de Hac organizasyonunda en başarılı ülke seçildi. Bu iyi güzel eyvallah.

Yalnız asıl başarı ne olmalıydı? Gelin bu sorunun cevabını birlikte arayalım.

Her yıl milyonlarca Müslüman, dünyanın dört bir yanından aynı şiarlara bürünerek, aynı aşk ve heyecanla, aynı noktaya yürür. Tarihte hiçbir medeniyet, bu ölçekte ve bu sıklıkta bir bedeni ve ruhi birlikteliği kendiliğinden üretmeyi başaramamıştır.

Hac, coğrafyayı, dili, ırkı ve sınıfı tek bir ibadet içinde eritir. Beyaz ihramın altında ne Endonezya'lı çiftçiyi ne körfezli milyarderi ne de batılı mühtediyi birbirinden ayırt etmek mümkündür. Bu tablo, tarihte bazı ilim ve hikmet ehlini mesela İbn Haldun'u, Cemâleddin Afgânî'yi, daha yakın zamanda ise Ali Şeriati'yi aynı soruya sevk etmiştir: “Eğer böyle bir birlik her yıl fiilen gerçekleşiyorsa, bu birliği kalıcı bir siyasi ve medenî iradeye neden dönüştüremiyoruz?”

Sualin halli, haccın kendisinde değil; haccın nasıl telakki edildiğinde, nasıl yorumlandığında, işin manevi boyutunun, hikmet, maslahat ve makâsıdının ne kadar idrak edildiğindedir.

Önce Bediüzzaman’ın 1919'da İslam Aleminin şiddetli mağlubiyetine çok üzüldüğü bir vakitte gördüğü o rüyaya tekrar dönelim.

Rüyasında; her asırdan yüzlerce alim ve önderin olduğu bir mecliste, kendisine;........

© Doğruhaber