Karanlığa meydan okuyan secde kokulu evler!
Zaman, ruhu yoran bir hızla akıp gidiyor.
Sadece gitmekle kalmıyor, giderken ömür sermayemizi de buz gibi eritip tüketiyor.
Fakat maalesef bu hakikat, dünya telaşı arasında silikleşiyor; kalpler, dünyaya ait ağırlıkların altında eziliyor. İnsanlık, konforun arttığı ama huzurun eksildiği bir çağın içinde savrulurken, en büyük kayıp fark edilmeden yaşanıyor: evlerin ruhunu kaybetmesi.
Oysa bir zamanlar evler vardı… Kapısından girildiğinde kalbe sükûnet inen, duvarlarında merhametin yankılandığı, içinde Allah’ın adının nefes gibi dolaştığı evler. O evler sadece barınak değildi; bir yön, bir istikamet, bir kıbleydi. İçine giren kim olursa olsun, kalbini toparlayan bir iklimle karşılaşırdı.
Bugün yeniden o evlere muhtacız. Çünkü karanlık dediğimiz şey, sadece dış dünyada değil; evlerimizin içine kadar sızmış durumda. Ekranların soğuk ışığı, muhabbetin sıcaklığını adeta hırsız gibi çalıyor. Aynı çatı altında yaşayan insanlar, farklı dünyalarda kayboluyor. Birbirine omuz olması gerekenler, aynı odada yalnızlaşıyor.
İşte tam bu noktada “mümin ev” kavramı, sadece bir ideal değil; bir zaruret olarak karşımıza........
