Yorgunluğun Sekülerleşmesi
Yaşam döngüsü içinde durmaksızın koşturuyoruz ve günün sonunda hepimiz “yorgunuz”.
Peki, mümin de yorulur mu?
İbadetler, namaz, tesettür; bitmek bilmeyen imtihanlar, hastalıklar veya evlat terbiyesi, ailevi sorumluluklar vs. mümini de yıpratır mı?
Neticede mümin robot değildir. O da insandır. Örneğin, kavurucu sıcakta vakarla tesettürün ağırlığını taşımak, aylarca hatta belki de yıllarca süren hastalıklarla sınanmak, maddi ve manevi sıkıntılarla boğuşmak veya bir evladın terbiyesi için sabır taşını çatlatmak...
Elbette tüm bunlar mümini de yorar.
Bazen yorgunluklar sinsi sinsi birikir ve insan, sorumluluklarını yerine getirme konusunda eski özeninin azaldığını hisseder. İşte bu esnada mazeret psikolojisi devreye girer. Bu psikoloji ise taşınması ağır sorumluluklardan kaçmak için muazzam bir "bahane üretme fabrikası" gibi çalışmaya başlar.
İşte tam da burada, yorgunluk seküler ölçeklerle ölçüldüğünde nefis, hemen konfor alanına kaçmak ve daha korunaklı, kuralsız bir rehavete gömülmek ister. Üstelik modern dünyanın ödünç verdiği; aslında yerinde ve dengeli kullanıldığında kıymetli olan psikolojik kavramları da kendi lehine eğip bükerek, sorumluluklardan kaçışına rasyonel gerekçeler üretir.
“Çok yıprandım, kendime şefkat göstermeliyim, sınırları gevşetmeliyim, bu kadarı gücümü aşıyor…”
Bu pragmatik kaçış reçeteleri, insanı ibadetlerden ve sorumluluklardan adım adım soğutan gizli bir sekülerleşmenin ilk adımlarıdır.
Zira seküler mantık, zorluk anında vitesi........
