menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taşranın İçinden Üstten Bir Bakış: Kış Uykusu

20 0
16.09.2026

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü alan; Nuri Bilge Ceylan’ın 2014 yapımı Kış Uykusu filmi hâlâ ilk günkü yerini koruyor. Kış uykusu bir hayvanın hayatta kalma stratejisiyken, filmde bir insanın yüzleşmeme hâlini; bir bakıma kendine psikolojik anlamda kör olup, uykuda oluşunu anlatıyor.

Bu filmde hiçbir şey rastlantı değil Ne kelimeler, ne mekân, ne mevsim...

Aydın karakteri üzerinden yalnızca bireysel bir hikâye değil, toplumsal bir eleştiri yapılır. Yaşamsal düzlemde bir “Türk aydını” tipolojisi çizilir. Aydın, kendini toplumdan ayıran, yukarıdan konumlandıran, düşünen ama temas etmeyen bir figürdür.

Yönetmenin mekân ve mevsim seçimi bilinçlidir. Kapadokya’nın gri, sert, oyuk taşları… Bu taşlar yalnızca bir coğrafya değil; Aydın’ın iç dünyasının dışsal temsili gibidir. O mağara otel aynı zamanda bir fil dişi kuledir. Aydın’ın sığındığı, dış dünyayla arasına mesafe koyduğu o yerde Aydın düşünür, yazar, yorumlar; ama eyleme geçemez.

Mevsim kıştır. Her yer karlar altında bembeyazdır. Kar; düşüncelerin, eylemlerin, yaşam sevincinin üzerine yağmış, sıcak olanı adeta dondurmuştur.

Kötülüğe Karşı Koymamak: Erdem mi, Kaçış mı?

Necla – Aydın Tartışması

Filmin en güçlü damarlarından biri, Aydın ile kız kardeşi Necla arasında geçen o uzun, felsefi tartışmadır. Bir sorgulama başlar.

Necla’nın bakışı radikal bir yerden gelir: “Belki de kötülüğe karşılık vermemek gerekir” der. “Belki ceza vermezsek, vicdana gelinir.”

Bu yaklaşım ister istemez Victor Hugo’nun Sefiller eserindeki Jean Valjean sahnesini çağrıştırır. Piskoposun, çaldığı gümüşlerle yakalanan adama “Onları ben verdim” demesi… Cezalandırmak yerine merhametle dönüştürmeyi seçmesi.

Necla, kötülükle baş etmenin cezayla değil; vicdanla baş başa bırakarak, hatta utandırarak mümkün olabileceğini savunur.

Aynı ailede, benzer şartlarda büyüyen iki kardeşin dünya görüşleri burada ayrışır. Aydın’ın tepkisi farklıdır: “Öyle yaparsak hırsızlar, katiller bayram eder. Yeryüzünde taş üstüne taş kalmaz.”

Bu cümleler risk almayan, fil dişi mağarasında konformist yaşayan bir zihnin korkularına dayanır.

Aydın bir yabancılaşma hâlinin içindedir. Topluma yabancı olduğu kadar, kendine de yabancıdır. Necla bunu görür. Onun kendine hayran, onay bekleyen, parlatılmak isteyen hâlini fark eder. Masalarda memleket kurtaran ama konfor alanından çıkmayan; dünyayı analiz eden ama akşam eve dönüp hiçbir şey yapmayan, sürekli “yanlış olan ne” kanalında kalıp, “Peki bunun için ben ne yapıyorum?” sorusuna geçmeyen bir aydın profili.

Temas Etmemek Bir Mekanizma

Burada gördüğümüz şey bir kişilik özelliğinden çok bir savunma mekanizmasıdır. Aydın bir duyguya gerçekten temas ederse değişmek zorunda kalacaktır. Değişmek ise risk ve acı demektir. Bu nedenle kontrollü olmayan ilişkilerde yer almaz. Eşiyle........

© Dizi Doktoru