Güçlü iyiler olmak zorundayız
Aliya, ateşin ortasında dururken bir cümle damıttı zamana: iyi olmak yetmiyor, güçlü iyiler olmak zorundayız.
Bu söz bir temenni değil; kanla, külle, sürgünle imtihan edilmiş bir hakikatin özüdür.
O, iyiliğin tek başına kalkan olmadığını, Avrupa'nın tam ortasında, kendi şehirlerinin gözü önünde öğrendi.
1992'den 1995'e uzanan o üç yılda, bir halk yalnızca iyi olduğu için değil; iyi ama güçsüz olduğu için hedef seçildi.
Saraybosna bin gün kuşatıldı; ekmek sırasında insanlar biçildi, çocuklar oyun oynarken vuruldu, kütüphaneler bir medeniyetin hafızasını yakmak için ateşe verildi.
Ve dünya, bütün o hengâmeyi ekranlarından seyretti; sanki seyretmek, şahitliğin yerine geçerdi.
İyilik masanın etrafında konuşuldu, kötülük ise sahada tetiği çekti.
Zulüm hiçbir........
