menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Burası Norveç mi kardeşim? Evet, Norveç!

14 0
25.01.2026

Sizi dünyanın en gaddar, en vahşi, en acımasız, en bencil ve aynı manaya gelen tüm sıfatları hak eden biriyle tanıştırayım: Andreas Doppler… Elini sıkmayın; çok kötü biri…

Yaptığı pis işleri anlatmayan, onunla övünmeyen çok karakter gördüm, okudum. Aynı şekilde rolünü kabullenmiş ve kötülükten başka bir şey yazılmamış diğerlerini de… Fakat az sonra dünyanın en iyi insanı gibi lanse edilecek ve tüm kitap-lar- -üç seri- boyunca zaman zaman ahlâk dersi alacağımız adam orada öylece duruyor işte. Bir geyik sürüsünün tozuna karıştığını ya da çok acıkmış bir ayının öğle yemeği olmasını bekliyorsanız –ben bekledim- çok beklersiniz.

Norveçli yazar Erlend Loe, “Doppler” ile yavrusunun gözleri önünde anne geyiği tuzak kurup kafatasından bıçaklayarak öldüren, sonra da etini aylarca afiyetle yiyen, derisinden yaptığı eşyayı yavrusunun sırtına bağlayan bir caninin hikâyesini anlatmış. Okuyucunun gözünde maça 1-0 mağlup başlayan Andreas, devamında beraberliği sağlayıp öne geçebilecek mi? Hiç zannetmiyorum…

Andreas denilen cani, bir gün ormanda bisikletten düşüyor ve yaralanıyor. Birkaç saat sonra ise artık ormanda yaşamaya karar veriyor. Bu kararını savunurken de insanları sevmediğini ve onlarla muhatap olmayı istemediğini defalarca tekrarlıyor. Kendi kendini ikna etmiş olabilir ancak okuyucunun ikna olması zor görünüyor. Eşini ve çocuklarını bırakıp 2-3 kilometre ötede; ormanın derinliklerinde yaşamını hırsızlık yaparak devam ettiren bir adam kimi, nasıl ikna edebilir?

İnsanları sevmiyor ama sözde hayvan aşığı! Annesini katlettiği yavru geyikle dost oluyor ve onunla yaşamaya başlıyor. Herhangi bir sempati oluşturdu mu? Bende oluşturmadı. O halde devam edeyim… Okurken en çok yavru geyiği yemesinden korktum. Spoiler vermek gibi olmasın ama korkmayın; en azından ilk kitapta yemiyor. Yeseydi de şaşırmazdım çünkü bencillik ve acımasızlık hususunda o potansiyeli taşıyor.

Şuna biri hatırlatsın: “Bunu sen seçtin”

Yazar Loe, bir karakter oluşturmuş ellerine sağlık ama garip garip benzetmelerle, kurgularla boğazına kadar çamura batmış karakterini ayakta tutmak için epey efor sarf etmek zorunda kalmış. Mesela Andreas’ın kendisini Afrikalılarla kıyaslaması son derece sinir bozucu. Bununla ilgili olarak öyle şeyler diyor ki çıldırmamak elde değil. Su ve yiyecek bulma konusunda onlardan farkı yokmuş, avcı ve toplayıcıymış ama onlardan faklı olarak –bu arada ardı arkası kesilmeyen övgüler- insanlardan nefret ediyormuş. Hatta önceleri Afrika’daki insanların acı çekmesinin kabul edilemez olduğunu düşünüyormuş ve “The Wall” dinleyerek –herhalde Pink Floyd- bunu hissediyormuş. Fakat geldiği nokta “zamanımı........

© Diriliş Postası