Ekranın hakkını savunmak... Murat Yancı'nın çağrısı çok önemli!
Demirören Medya’nın başındaki isim Murat Yancı’nın yaptığı çıkış, sektör içi bir serzeniş değil; doğrudan Türkiye’nin medya ekonomisine, kültürel üretimine ve uluslararası etki gücüne dair ciddi bir uyarıdır. Bugün reklam pastasının büyük bölümü sanal medya platformlarına akarken, ülkenin haberini, dizisini, tartışmasını, kültürel hafızasını ve ortak ekran tecrübesini ayakta tutan televizyonlar hak ettiği karşılığı alamıyor.
Oysa tablo ortada: Televizyon hâlâ izleniyor. Hem de güçlü biçimde izleniyor. Kişi başı günlük izleme süresi 3 saat 38 dakikaya çıkmışsa, burada “televizyon öldü” diyenlerin ezberini bozacak büyük bir gerçek vardır. Televizyon ölmedi; sadece hakkı yeniyor.
SANAL MEDYA BATARKEN TELEVİZYON AYAKTA DURUYOR
Bugün dijital mecralara “sınırsız gelecek” muamelesi yapılırken, aynı mecraların nasıl bir içerik kirliliği, denetimsizlik ve güvensizlik ürettiği yeterince konuşulmuyor. Sahte haberlerin, manipülasyonların, bot hesapların, kara propaganda ağlarının, mahremiyet ihlallerinin ve çocuklara kadar uzanan kontrolsüz içerik akışının ortasında hâlâ en güvenilir ana mecra televizyondur.
Çünkü televizyonun bir editoryal sorumluluğu vardır. Yayın ilkeleri vardır. Denetimi vardır. Hukuki muhatabı vardır. Bir haber yanlışsa hesabı sorulur. Bir yayın çizgiyi aşarsa yaptırımı olur. Ama sanal medya bataklığında para kazanılır, algı yönetilir, toplum zehirlenir; sonunda kimse gerçek bir sorumluluk üstlenmez.
Murat Yancı’nın “TV’ye karşı ciddi haksız rekabet var” sözünün özü tam da buradadır. Bu sadece reklamın dağılımı meselesi değildir. Bu, kayıtlı ekonomi ile kayıtsız güç alanları arasındaki dengesizliktir. Yerli üretim yapan, istihdam sağlayan, vergi veren, içerik üreten, ülkeye kültürel değer katan televizyon kanalları bir yanda; algoritma imparatorlukları diğer yanda.
MALİYET YÜZDE 50 ARTIYOR, REKLAM YÜZDE 10: BU MODEL SÜRDÜRÜLEMEZ
Bir sektörün üretim maliyetleri yüzde 50 artarken reklam gelirleri sadece yüzde 10 seviyesinde kalıyorsa, orada alarm zilleri çalıyor demektir. Televizyon sadece stüdyo ışığı, kamera, sunucu ve yayın akışından ibaret değildir. Arkasında devasa bir emek zinciri vardır.
Muhabirler, kameramanlar, editörler, teknik ekipler, senaristler, oyuncular, yönetmenler, yapımcılar, kurgu operatörleri, ışıkçılar, set işçileri, kostümcüler, sanat yönetmenleri… Her bir televizyon içeriği, yüzlerce insanın emeğiyle ortaya çıkar.
Reklam verenler bu gerçeği görmek zorundadır. Televizyon zayıflarsa sadece kanallar zayıflamaz; Türkiye’nin içerik üretim kapasitesi zayıflar. Haber merkezleri küçülür, yerli yapımlar azalır, diziler pahalılaştıkça üretim düşer, sektör nitelikli insan kaynağını kaybeder.
TÜRK DİZİLERİ SADECE DİZİ DEĞİL, KÜLTÜREL DİPLOMASİDİR
Murat Yancı’nın en kıymetli vurgularından biri de Türk dizileri meselesidir. Çünkü Türk dizileri artık sadece iç piyasaya üretilen eğlence içerikleri değildir. Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Orta Asya’ya kadar........
