BARIŞI DESTEKLİYORUM, SUSMAYI DEĞİL
Dün bir cümle takıldı kafama.
Hani şu günlerde “yeni çözüm süreci” üzerine konuşurken kolayca kurduğumuz cümlelerden biri…
“Barış istiyorsan bunu destekle.”
Ya barışı istiyor, ama bazı şeyleri de sormak istiyorsam? **
Barışı istiyorum. Hem de bu ülkede uzun yıllar terörün neye mal olduğunu bilen herkes kadar güçlü biçimde istiyorum. Bir daha hiçbir annenin kapısı acı haberle çalınmasın, hiçbir genç dağ başında hayatını kaybetmesin, hiçbir şehir terörün gölgesinde yaşamasın istiyorum. Türkiye kırk yılı aşkın süredir bu meseleye can verdi, para verdi, zaman verdi, gelecek verdi. Dolayısıyla bugün önümüzde gerçekten silahların susacağı, örgütün tasfiye edileceği ve Türkiye’nin bu ağır yükten kurtulacağı bir imkan varsa, buna sırtımızı dönmek akıl işi değildir.
Ben bu süreci destekliyorum.
Ama desteklemek başka şeydir, gözlerini kapatmak başka.
Tam tersine, bence bu sürece gerçekten inananların herkesten daha çok soru sorması gerekir. Çünkü geçmişte yaşananları unutmadık. Türkiye 2013’te de büyük umutlarla yola çıkmıştı. Güzel cümleler kurulmuş, “anneler ağlamasın” denilmiş, toplumun önemli bir bölümü silahların sonsuza kadar susacağına inanmıştı. Sonrasını biliyoruz. Şehirlerde hendeklerin kazıldığı, silahların yığıldığı, çatışmaların yeniden başladığı ağır bir dönem yaşandı. O tecrübenin bize öğrettiği en önemli şey şu oldu: Barış yalnızca iyi niyetle korunmuyor; denetim, devlet aklı ve açık cevaplar da gerekiyor.
İşte bu yüzden bugün sormamız gereken sorular var. Silahların tamamı bırakılacak mı? Bırakılan silahları kim sayacak, kim doğrulayacak? Irak’taki kadroların durumu ne olacak? Suriye’deki silahlı yapılar bu denklemin neresinde duracak? Türkiye’ye dönecek isimlerle ilgili hangi hukuki kriterler uygulanacak? Terör suçuna doğrudan karışmış olanlarla yalnızca örgüt çevresinde bulunmuş insanlar nasıl ayrılacak? Ve en önemlisi, bütün bu süreç devletin egemenlik alanını genişletecek mi, yoksa........
