menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik

11 19
07.02.2026

Brüksel, savunma stratejisini yeniden gözden geçirirken Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Türkiye’ye daha görünür ve işlevsel bir rol vermeyi tartışmaya açmış durumda. Bugüne kadar Ankara’nın AB üyeliğini engellemek için ipe un seren, bin dereden su getiren Avrupa Birliği, yaşanan jeopolitik kırılmaların ardından adeta bir “stratejik aydınlanma” yaşayarak Türkiye seçeneğini yeniden güncellemek zorunda kalmıştır.

Bu yön değişikliğinin arkasında birden fazla neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa Birliği’ni Ukrayna savaşı bağlamında Kiev ile Moskova arasında varılacak bir anlaşmaya karşı çıkmamaya zorlayan yaklaşımıdır. Washington’un Avrupa güvenliğini ikincil plana iten bu tutumu, AB’yi kendi askerî ve stratejik kapasitesini sorgulamaya sevk etmiştir. Trump yönetiminin Grönland’ı açıkça ABD’nin yeni bir eyaleti hâline getirme yönündeki söylemleri ise Avrupa açısından transatlantik ilişkilerin artık mutlak bir güvenlik şemsiyesi sunmadığını gözler önüne sermiştir.

Diğer önemli bir etken ise Avrupa Birliği’nin, savaş sonrası Ukrayna’nın güvenliği ve istikrarı konusunda Türkiye’yi kilit bir ortak olarak görmeye başlamasıdır. Karadeniz dengeleri, NATO içindeki askerî ağırlığı, sahadaki operasyonel tecrübesi ve diplomatik arabuluculuk kapasitesiyle Türkiye; AB açısından artık “göz ardı edilebilir bir aday” değil, Avrupa güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir aktör olarak konumlanmaktadır.

Türkiye; iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomik istikrar gibi alanlarda Avrupa Birliği’nin vazgeçilmez ve kilit stratejik ortaklarından biridir. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) coğrafyasında sahip olduğu tarihsel derinlik, jeopolitik konum ve çok boyutlu diplomatik kapasite sayesinde Türkiye, yalnızca bir bölge ülkesi değil; denge kuran, yön veren ve sahayı şekillendiren etkili bir jeopolitik aktördür.

Bununla birlikte Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle geliştirdiği kurumsal, ekonomik, kültürel ve güvenlik temelli ilişkiler; Ankara’yı Doğu ile Batı arasında stratejik bir bağlayıcıya dönüştürmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında derinleşen iş birliği, Türkiye’nin Avrasya’daki nüfuz alanını genişletirken; enerji hatları, ulaştırma koridorları ve bölgesel güvenlik mimarisi üzerinden Türkiye’nin jeostratejik ağırlığını artırmaktadır.

Türkiye’nin son yıllarda hızla gelişen yerli ve millî savunma sanayii ise bu stratejik kapasitenin askerî ayağını oluşturmaktadır. İnsansız hava araçları, hava savunma sistemleri, deniz platformları ve elektronik harp kabiliyetleriyle desteklenen Türk Silahlı Kuvvetleri; yüksek operasyonel tecrübesi, caydırıcılığı ve çok cepheli harekât yeteneğiyle yalnızca NATO içinde değil, yakın coğrafyada da belirleyici bir güç konumundadır. Bu askerî kapasite, Türkiye’nin diplomatik etkisini sahada somut sonuçlara dönüştürebilen nadir ülkelerden biri olmasını sağlamaktadır.

Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışı köklü biçimde değişmiştir. Bu değişim, diplomatik bir yumuşama ya da geçici bir siyasi manevra değil; enerji güvenliği, askerî kapasite ve........

© Dikgazete.com