menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Hilal yürüyüşü; Mekke’den yükselen jeopolitik dalga

22 0
08.08.2026

Mehmet Yıldırım yazdı;

Bir Hilal yürüyüşü; Mekke’den yükselen jeopolitik dalga

Mekke Anlaşması: Türkiye ittifak mı kuruyor, denge mi?

Mekke’de atılan imza; kâğıt üzerinde üç ülkenin savunma iş birliği olabilir.

Fakat jeopolitik açıdan bakıldığında mesele çok daha büyük.

Pakistan ile Suudi Arabistan arasında, 2025’te filizlenen askerî yakınlaşmanın Türkiye’yi de içine alarak Mekke Anlaşması adıyla üçlü bir sacayağına dönüşmesi; salt bir savunma paktı olmanın ötesinde küresel bir güç projeksiyonudur. Sürecin İslam dünyasının kalbi Mekke’de taçlandırılması bir tesadüf değil; aksine Batı patentli "İbrahim/Abraham Anlaşmaları"na karşı yerli, bölgesel ve ümmeti kapsayan bir alternatifin ilanıdır.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın aynı güvenlik denkleminde buluşması; Körfez'den Anadolu'ya, oradan Güney Asya'ya uzanan yeni bir güç hattının ortaya çıkması anlamına geliyor.

Üstelik bu üç ülkenin masaya koyduğu güç birbirinden farklı.

Suudi Arabistan sermayeyi, enerjiyi ve finansal gücü getiriyor.

Pakistan askerî kapasiteyi, stratejik derinliği ve nükleer caydırıcılığı getiriyor.

Türkiye ise jeopolitik konumu, savunma sanayii, askerî kapasitesi ve diplomatik hareket alanıyla bu üçgenin merkezine yerleşiyor.

İşte bu nedenle Mekke Anlaşması'nı yalnızca bir savunma paktı olarak okumak eksik olur.

Türkiye yeni bir ittifaka mı giriyor, yoksa kendi etrafında yeni bir stratejik denge mi kuruyor?

Türkiye merkezli yeni bir stratejik denge kuruluyor. Koruyucu ve himaye eden kadim devlet. Türkiye daha yüzyıl önce bu coğrafyada yaşadıklarını ve düşmanlarını unutmadı; tabi ki kin gütmüyor. Ama ortada habire korlanan bir ateş var; söndürülmesi gereken.

Türkiye’nin asıl kazancı: Hareket alanı…

Türkiye'nin dış politikasında son yıllarda belirginleşen bir gerçek var:

Ankara artık tek bir güç merkezine yaslanarak hareket etmek istemiyor.

NATO üyeliği devam ediyor.

Avrupa ile ilişkiler sürüyor.

Rusya ile iletişim kanalları açık tutuluyor.

Körfez ülkeleriyle  ekonomik ve stratejik bağlar geliştiriliyor.

Pakistan ve Asya ile savunma ilişkileri derinleşiyor.

Bu tablo bir çelişki değil.

Tam tersine, Türkiye'nin stratejik özerklik arayışının sonucudur.

Türkiye, farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurabilecek ve hiçbirine tamamen bağımlı kalmadan kendi kararını verebilecek kapasiteyi oluşturmak istiyor.

Mekke Anlaşması bu kapasitenin güvenlik alanındaki yeni halkasıdır.

Anlaşmanın geleceğini anlamak için üç ülkenin birbirini nasıl tamamladığına bakmak gerekiyor.

Ankara'nın teknolojisi ve savunma sanayii var.

İslamabad'ın askerî kapasitesi ve Güney Asya'daki stratejik ağırlığı var.

Bu üç unsur sadece silah ve asker demek değil.

Bunların tamamı ortak bir stratejinin parçalarına dönüştürülebilir.

Türkiye açısından asıl fırsat da burada.

Mesele Suudi Arabistan'a silah satmak veya Pakistan'la askerî tatbikat yapmak değildir.

Mesele, üç ülkenin kapasitesini birbirine bağlayan........

© Dikgazete.com