menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye, Ortadoğu’daki yeni savaşın getirdiği zorluklarla karşı karşıya

18 0
05.04.2026

Fuad Safarov, Moskova’dan yazdı;

Türkiye, Ortadoğu’daki yeni savaşın getirdiği zorluklarla karşı karşıya

Rusya Dışişleri Bakanlığı Moskova Uluslararası İlişkiler Üniversitesi MGIMO Doğu Araştırmaları Programı Başkanı Pavel Şlıkov, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Türkiye için ciddi riskler doğurduğunu vurguladı. Şlıkov, bu durumu Profil dergisinde değerlendirdi.

Aynı zamanda Rusya’nın sayılı Türkologlarından Şlıkov, “ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, Türkiye’yi stratejik belirsizlik içinde bıraktı. Ankara, savaşın çıkabileceğini öngörmüş ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgesel aktörlerle diplomatik çabalar yürütmüştü. Ancak bu çabaların başarısızlığı ve çatışmanın hızla tırmanması, Türkiye’yi ulusal çıkarlarını koruma ve ortaya çıkan riskleri minimize etme ikilemiyle karşı karşıya bıraktı” dedi.

Stratejik tutum: “Aktif tarafsızlık”

Şlıkov’a göre, Türkiye, Ortadoğu’daki yeni savaşa karşı “aktif tarafsızlık” yaklaşımı benimsiyor. Ankara, ABD-İsrail saldırılarını, uluslararası hukukun ihlali olarak kınarken, İran’ın Körfez ülkelerine karşı misilleme saldırılarını da eleştirerek Tahran’ı ön görüşmelerin başarısızlığından sorumlu tuttu. Bu tutum, Türkiye’nin savaş karşıtı olduğunu gösterirken, çatışmanın taraflarından hiçbirini desteklemediğini de ortaya koyuyor.

Rus Türkolog, “Türkiye’nin önceliği, bölgedeki mevcut statükoyu korumak. İran’ın çöküşü ve “başarısız devlet” haline gelmesi, Türkiye için ciddi bir göç krizi ve ekonomik yük anlamına geliyor. 1979 İran Devrimi ve 1980-1988 İran-Irak Savaşı döneminde Türkiye, milyonlarca İranlı mültecinin rotasında önemli bir ülke olmuştu. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile göç krizinin önlenmesi için acil görüşmeler yaptı.

Artan riskler ve güvenlik tehditleri…

Savaşın başlamasıyla Türkiye, bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Mart ayında NATO hava savunma sistemleri, Türkiye hava sahasına giren iki İran balistik füzeyi önledi. Ankara, bu saldırıların İran’ın merkezi komutadan bağımsız hareket eden kuvvetlerinin “mozaik savunma” stratejisinden kaynaklandığını değerlendiriyor” diye vurguladı.

Şlıkov’a göre, Türkiye’deki NATO üsleri, ABD ve İngiltere’nin doğrudan kontrolünde olmayıp, Türk komutası altında bulunuyor. Bu, Ankara’ya çatışmanın aktif aşamasına dahil olmadan güvenlik kontrolünü sürdürme imkanı sağlıyor. Ancak tekrarlanan saldırılar veya Türkiye topraklarına başarılı bir isabet, Ankara’yı askeri yanıt vermeye zorlayabilir.

Ekonomik kırılganlık…

Şlıkov, “Enerji fiyatlarının artışı ve İran gaz tedarikinin belirsizliği, Türkiye ekonomisini doğrudan etkiliyor. Petrol fiyatları varil başına 100 doları aşarken, her 10 dolarlık artış, dış ticaret açığını 7 milyar dolar artırıyor. Türkiye, LNG ve TANAP projeleriyle enerji riskini azaltmaya çalışıyor, ancak bu durum bütçe ve enflasyon üzerinde ek yük oluşturuyor.

Ayrıca, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı, İran tehdidine açık ve enerji piyasaları ile Türkiye ekonomisi için ciddi risk oluşturuyor” diye kaydetti.

Kürt meselesi ve bölgesel hesaplar…

Şlıkov’a göre, ABD ve İsrail’in İran’daki Kürt gruplara silah desteği, Ankara tarafından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor. Bu durum, Kürt siyasi hareketi ile yürütülen barış sürecini riske atabilir. Türkiye, güvenlik tehditlerine karşı kararlı askeri yanıt vereceğini duyurmuş durumda.

Jeopolitik ve iç politika boyutu…

Şlıkov, “Türkiye, ABD ve İsrail’in motivasyonlarını farklı değerlendiriyor. ABD’nin hareketlerinin taktiksel ve iç siyasete bağlı olduğu, İsrail’in ise bölgesel güç dengesini değiştirmeyi hedeflediği görülüyor. Ankara, İsrail’in güçlenmesini ve Kürt gruplara yönelik diplomatik hamlelerini uzun vadeli bir tehdit olarak algılıyor.

İç politikada ise savaş, Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi için hem fırsat hem risk yaratıyor. Dış tehdit, güçlü liderlik imajı ve savunma sanayi başarısını ön plana çıkarırken, ekonomik sıkıntılar ve olası erken seçimler risk unsuru oluşturuyor.

Türkiye için en iyi senaryo, İran’ın tamamen yıkılması değil, güçsüzleşmesi. Bu durumda Ankara, bölgesel istikrarı koruyabilir, Kürtleri kontrol altında tutabilir ve İsrail’in ilgisini İran yerine kendi güvenliğine odaklamasını sağlayabilir. Ancak Türkiye’nin savaşın seyrini etkileme kapasitesi sınırlı ve ülke, ekonomik, güvenlik ve siyasi maliyetleri minimize etmeye çalışıyor” diye özetledi.

Fuad Safarov, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com