menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Paktı: Türkiye’yi 10 yıl ve sonrasında ne bekliyor?

25 0
22.10.2026

Dr. Muhammet Kemaloğlu yazdı;

MEKKE PAKTI: TÜRKİYE’Yİ 10 YIL VE SONRASINDA NE BEKLİYOR?

İktidarlar değişirse ne olur, milyarlarca dolarlık yatırımlar iptal edilebilir mi?

7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalandığı belirtilen Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Ortak Savunma Anlaşması, yalnızca üç ülkenin askerî iş birliğini geliştiren bir metin olarak değerlendirilemez.

Anlaşma; Türkiye’nin millî güvenliğini, dış politika tercihlerini, savunma sanayisini, ekonomik ilişkilerini ve gelecekteki hükûmetlerin karar alma özgürlüğünü ilgilendiren önemli hükümler içeriyor.

Ancak öncelikle bir ayrımı yapmak gerekiyor:

Savunma iş birliği yapmak, başka bir ülkenin bütün savaşlarına katılmayı kabul etmekle aynı şey değildir

21 Eylül 2026 tarihli “Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?” (*) başlıklı yazımızda Türkiye’nin kendi güvenliğini mi güçlendirdiğini, yoksa başka ülkelerin güvenlik sorunlarını da kendi millî güvenlik hesabına mı dâhil ettiğini sorgulamıştık. 25 Eylül 2026 tarihli “Mehmetçiğin Kanı Kime Helal?” başlıklı yazımızda ise konunun en ağır boyutunu, Türk askerinin hayatını ve olası savaşların insani bedelini gündeme getirmiştik.

Anlaşmanın 16 maddesi birlikte incelendiğinde temel soru şudur:

Türkiye bu ortaklık sayesinde güvenliğini mi güçlendirecek, yoksa gelecekte sınırlarını belirlemekte zorlanabileceği yükümlülüklerin altına mı girecek?

1. MADDE: EGEMENLİĞİN KORUNMASI VE ORTAK HAREKET ETME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Birinci madde, tarafların bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için iş birliği yapmasını; bunlardan biri tehdit altında kaldığında gerekli araçların kullanılmasını öngörüyor.

İlk bakışta bu hüküm Türkiye’nin güvenliğini destekleyen olumlu bir düzenlemedir. Üç ülkenin birbirinin toprak bütünlüğünü tanıması, diplomatik dayanışmayı güçlendirmesi ve tehditlere karşı ortak tedbir geliştirmesi caydırıcılık sağlayabilir.

Bununla birlikte, “gerekli tüm araçların kullanılması” ifadesinin sınırları önemlidir. Hangi durumun tehdit sayılacağı, tehdidin nasıl değerlendirileceği ve alınacak tedbirlerin hangi ölçüde askerî nitelik taşıyacağı açık biçimde belirlenmelidir. Aksi hâlde tarafların güvenlik anlayışları arasındaki farklılıklar, ileride siyasi baskıya dönüşebilir.

Türkiye’nin güvenliği ile diğer ülkelerin bölgesel öncelikleri her zaman örtüşmeyebilir. Bu nedenle ortak hareket etme yükümlülüğü, Türkiye’nin kendi tehdit değerlendirmesini yapma hakkını ortadan kaldırmamalıdır.

2. MADDE: BİR ÜLKEYE SALDIRI, BÜTÜN TARAFLARA SALDIRI MI?

Anlaşmanın en kritik hükmü ikinci maddedir. Buna göre taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı, bütün taraflara yapılmış bir saldırı olarak kabul ediliyor. Saldırıya uğrayan ülkeye derhâl yardım edilmesi ve mevcut imkânların karşılıklı destek için kullanılması öngörülüyor. Yardımın kapsamı ve niteliği ise objektif değerlendirme sonrasında belirlenecek.

Burada iki önemli husus birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi, saldırının bütün taraflara yönelik kabul edilmesidir. İkincisi, saldırıya uğrayan ülkeye hangi tür yardımın sağlanacağıdır. Metin, yardımın kapsamını belirlerken askerî imkânları da içeren bir iş birliği öngörüyor; ancak her durumda otomatik olarak savaş ilan edilmesini veya Türk askerinin doğrudan çatışmaya girmesini açıkça emretmiyor.

Buna rağmen, objektif değerlendirmenin kim tarafından ve hangi ölçütlerle yapılacağı temel bir sorundur.

Suudi Arabistan bir saldırının İran kaynaklı olduğunu ileri sürerken Türkiye farklı bir değerlendirmede bulunursa ne olacaktır?

Pakistan ile Hindistan arasında büyük çaplı bir savaş yaşanırsa Ankara’dan ne tür destek beklenecektir?

Taraflar yardımın niteliği konusunda anlaşamazsa hangi yöntem uygulanacaktır?

Türkiye’nin karşılaşabileceği en önemli risk, müttefiklerinin güvenlik öncelikleri nedeniyle siyasi ve diplomatik baskı altında kalmasıdır. Ancak anlaşma metninden Türkiye’nin belirli bir ülkeye karşı savaşmayı şimdiden kabul ettiği sonucu da çıkarılamaz. Risk, gelecekteki olayların nasıl değerlendirileceği ve yardım kararlarının nasıl alınacağı noktasında ortaya çıkmaktadır.

3. MADDE: SAVUNMA VE GÜVENLİKTE YAKIN İŞ BİRLİĞİ

Üçüncü madde, savunma, savunma sanayisi ve güvenlik alanlarında yakın iş birliğini, silahlı kuvvetler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini ve ortak faaliyetlerin yürütülmesini düzenliyor.

Bu hüküm Türkiye’ye eğitim, tecrübe paylaşımı, askerî koordinasyon ve savunma kapasitesini geliştirme bakımından avantaj sağlayabilir.

İş birliği, tek başına sınırsız askerî yükümlülük anlamına gelmez. Bununla birlikte, uygulama protokolleri yeterince açık olmazsa zaman içinde tarafların beklentileri ile Türkiye’nin kendi güvenlik öncelikleri arasında uyuşmazlıklar doğabilir.

4. MADDE: ORTAK GÜVENLİK DEĞERLENDİRMELERİ

Dördüncü madde, uluslararası güvenlik konularında düzenli istişareleri ve tarafların ortak değerlendirmelere dayanarak bireysel ve müşterek tedbirler geliştirmesini öngörüyor.

Türkiye açısından düzenli istişare, krizlerin erken fark edilmesini ve diplomatik çözüm yollarının güçlendirilmesini sağlayabilir. Ancak ortak değerlendirme yapılması, tarafların tehditleri aynı şekilde yorumlayacağı anlamına gelmez.

Ankara’nın önceliği bir krizin büyümesini önlemekken diğer tarafın daha sert tedbirler istemesi mümkündür. Bu nedenle Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarına göre karar verme imkânı korunmalı; ortak değerlendirmeler otomatik biçimde askerî müdahale kararına dönüşmemelidir.

5. MADDE: TERÖRLE MÜCADELE VE OPERASYONEL İŞ BİRLİĞİ

Beşinci madde, terörizmin bütün biçimleriyle mücadelede mevcut iş birliğinin ve ortak çabaların, operasyonel düzey de dâhil olmak üzere güçlendirilmesini öngörüyor.

İstihbarat paylaşımı ve terör saldırılarına karşı koordinasyon, Türkiye’nin güvenliğine katkı sağlayabilir. Bununla birlikte, terörizm tanımı, operasyonların coğrafi kapsamı ve hedeflerin belirlenmesi dikkatle ele........

© Dikgazete.com