Devrimler neden kendi ideallerine ihanet eder?
Devrimler neden kendi ideallerine ihanet eder?
İnsanlığın binlerce yıllık tarihinde devrimler, tarihin en büyük kırılma noktalarından biri oldu. Spartaküs’ün isyancı ordusundan günümüze kadar insanlar, özgürlüklerini savunmak ve kendilerini baskı altında tutan iktidarlara karşı çıkmak için defalarca ayağa kalktı. Bazen bir köle ordusu, bazen açlıktan ve yoksulluktan bunalmış bir halk, bazen de yıllarca susturulmuş milyonlarca insan tarihin akışını değiştirmek için harekete geçti.
Devrimler; özgürlük, adalet, eşitlik, laiklik ve milliyetçilik gibi fikirleri siyasetin merkezine taşıyarak dünyayı değiştirdi. Fakat tarihin bize gösterdiği acı bir gerçek var: Bir despotu devirmek, özgürlüğü kurmaya yetmez. Eski düzeni yıkmak başka, onun yerine özgürlük ve adalet üzerine yeni bir düzen kurmak bambaşka bir şeydir.
Peki halkların canları pahasına gerçekleştirdiği devrimler neden zaman zaman kendi ideallerine ihanet etti? Özgürlük, adalet ve eşitlik vaatleriyle başlayan halk ayaklanmaları nasıl oldu da kimi zaman kendi evlatlarını yiyen yeni despotizmlere dönüştü?
Gelin, tarihin en büyük devrimlerine kısa bir yolculuk yapalım.
Büyük umutlar ve hayaller: 1776 Amerikan Devrimi…
4 Temmuz 1776, 13 Amerikan kolonisinin Britanya'ya karşı bağımsızlığını ilan ettiği ve insanlığın özgürlük, eşitlik ve halk egemenliği mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Bildirgesi'nde insanların eşit yaratıldığı ve yaşam, özgürlük ve mutluluğu arama gibi vazgeçilmez haklara sahip olduğu ilan edilmişti. Bu sözler, yalnızca yeni bir devletin kuruluş belgesi değil, sonraki yüzyıllarda özgürlük mücadelelerine ilham verecek güçlü bir siyasal ideal haline gelecekti.
Ne var ki bu büyük idealler daha devrimin ilk yıllarında büyük bir çelişkiyle karşı karşıya kaldı. İnsanların eşit yaratıldığı ilan edilirken yüz binlerce insan köle olarak yaşamaya devam ediyor, siyahlar siyasal ve toplumsal haklardan dışlanıyordu. Yerli halklar ise yeni cumhuriyetin genişlemesiyle topraklarını kaybediyor, savaşlar ve zorunlu göçlerle ağır bedeller ödüyordu. Üstelik ilan edilen özgürlük ve halk egemenliği toplumun tamamını kapsamıyor, oy hakkı büyük ölçüde beyaz erkeklerle ve birçok yerde mülk sahipleriyle sınırlı kalıyordu.
Amerikan Devrimi böylece tarihin en büyük siyasal paradokslarından birini ortaya koydu: Özgürlük adına kurulan bir cumhuriyet, özgürlüğü henüz kendi toplumunun tamamına bile uygulayamıyordu. Buna rağmen Amerikan Devrimi'ni başarısız bir özgürlük deneyimi olarak görmek haksızlık olur. Anayasal kurumların kurulması, iktidarın seçimlerle el değiştirmesi ve haklar fikrinin zamanla genişlemesi, sonraki demokratik hareketleri etkiledi.
Amerikan deneyiminin bize verdiği ders açıktır: Büyük ideallerle başlayan bir devrim, ancak bu idealleri koruyacak ve herkesi kapsayacak kurumlar kurulduğunda gerçek anlamına kavuşur.
Teröre dönüşen idealler: 1789 Fransız İhtilali…
1789'da Fransa'da yoksulluk, ağır vergiler ve yıllardır biriken toplumsal öfke monarşiye karşı büyük bir ayaklanmaya dönüştü. Bastille'in düşmesiyle sembolleşen devrim, kısa sürede Fransa'nın değil, bütün dünyanın siyasi kaderini değiştirecek bir sürecin başlangıcı oldu. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganıyla yola çıkan devrimciler, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'yle insan hakları ve halk egemenliği konusunda çağının çok ötesine geçen bir anlayış ortaya koydu. Fakat birkaç yıl içinde bu büyük idealler, devrimi koruma adına uygulanan olağanüstü yöntemlerin altında ezilmeye başladı.
Fransa'nın dışarıdaki monarşilerle savaşa girmesi ve içeride karşı........
