menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YETİM; EMANETTİR, RAHMETTİR, BEREKETTİR...

20 0
25.08.2026

Yetim denildiğinde çoğu insanın aklına, babasını kaybetmiş ve korunmaya muhtaç bir çocuk gelir. Doğrudur; ama İslâm’ın yetime bakışı bundan çok daha derindir. Yetim, yalnızca acınacak ve yardım edilecek bir çocuk değil; Allah’ın topluma emanet ettiği bir candır. Onun varlığı; toplumun merhametini, vicdanını, ahlâkını ve imanını ölçen bir imtihandır. Kur’an-ı Kerim, yetim meselesini sadece maddî yardım konusu olarak ele almaz. Yetimin şahsiyetinin korunmasını, malının gözetilmesini, hakkının yenmemesini ve gönlünün incitilmemesini ister. Yüce Allah; “Öyleyse sakın yetimi ezme!” buyurmaktadır. (Duhâ,9). Bir başka ayette ise iyiliğin ölçüleri sayılırken malını sevmesine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine vermek gerçek iyiliğin göstergeleri arasında zikredilir. (Bakara,177).

Yetime bakmak; ona sadece maddi yardımda bulunmak değildir. Yetimi ezmemek, aşağılamamak, dışlamamak, sahipsizliğini hissettirmemek ve başına kakmamak da kulluk vazifesidir. Çünkü bazı yaralar maddi katkıyla kapanır ama bazı yaralar ancak sevgi, şefkat ve aidiyet duygusuyla iyileşir. Peygamber Efendimiz de bir yetim olarak büyümüştür. Daha dünyaya gelmeden babasını, küçük yaşta annesini kaybetmiş, dedesinin ardından amcasının himayesinde yetişmiştir. Rabbimiz ona geçmişini hatırlatarak, “Seni yetim bulup barındırmadı mı?” buyurmuştur. (Duhâ, 93/6). Bu sebeple yetimin gönlüne dokunmak, Peygamberimizin hayatını ve yaşadığı yetimliği anlamak bakımından da ayrı bir anlam........

© Denge