MÜSLÜMANIN ZAAFLARI...
Müslümanın en büyük problemi; İslâm’ın ahlâkî ölçülerine yeterince teslim olamamasıdır. İslâm doğruluğu emrederken Müslüman yalan söyleyebiliyor, İslâm adaleti emrederken Müslüman tarafgirlik yapabiliyor, İslâm kul hakkını haram sayarken Müslüman başkasının hakkını yiyebiliyor, İslâm emaneti korumayı emrederken Müslüman makamı, yetkiyi ve kamu malını şahsî menfaatinin aracı hâline getirebiliyor. Müslümanın, günahı başkasında gördüğünde büyük, kendisinde gördüğünde küçük sayması en büyük zaaftır. Başkasının yalanına öfkelenir, kendi yalanına “mecburiyet” der. Başkasının menfaat ilişkisini ahlâksızlık olarak görür, kendi menfaat ilişkisini “şartların gereği” diye açıklar. Başkasının adam kayırmasına itiraz eder, sıra kendi yakınına geldiğinde bunu vefa sayar. Başkasının israfını eleştirir, kendi gösterişine itibar adını verir. Böylece insan günahı terk etmek yerine günaha yeni isimler bulmaya başlar. Ahlâkî çürümenin en tehlikeli aşaması kötülüğün yapılması değil, kötülüğün gerekçelendirilmesidir. Kur’an, “Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutun” buyurur. (Nisâ, 135) Bu ayet Müslümana son derece net bir ahlâk ölçüsü koymaktadır.
Müslümanın bir zaafı da; ibadet ile ahlâk arasındaki bağı koparmasıdır. Namaz kılmakla dürüst olmak, oruç tutmakla dilini korumak, hacca gitmekle kul hakkından sakınmak birbirinden bağımsız şeyler değildir. Kur’an namazın insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyması gerektiğini bildirir. Peygamber Efendimiz de yalanı ve yalanla iş görmeyi terk etmeyen kişinin aç ve susuz kalmasına Allah’ın ihtiyacı olmadığını bildirir. İbadet, insanın yalnız alnında değil, ahlâkında da iz bırakmalıdır. Secde çoğalırken merhamet azalıyorsa, tesbih çoğalırken yalan çoğalıyorsa, hac ve umreler artarken kul........
