GÖK KUBBEDE “HOŞ SEDA”…
İnsan dünyaya gelir, bir müddet yaşar ve nihayet gider. Doğduğu gün kendisi ağlarken başkaları sevinir, öldüğü gün ise kendisi susar geride kalanlar ağlar. Ömür dediğimiz şey, doğum ile ölüm arasına konulmuş iki tarih çizgisinden ibaret görünür. Oysa insanın gerçek hikâyesi, bu iki tarih arasında kaç yıl yaşadığıyla değil, nasıl yaşadığı ve geride ne bıraktığıyla yazılır. Bâkî’nin, “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” sözü, faniliğin belki de en güzel ifadelerinden biridir. İnsan fanidir; makamı, serveti, şöhreti ve kudreti de fanidir. Dünya el değiştirir, makamlar başkalarına kalır, servet mirasçılar arasında paylaşılır, şöhret zamanla unutulur. Fakat insanın gönüllerde bıraktığı güzel iz, yaptığı iyilik, yetiştirdiği insan, söylediği hayırlı söz ve insanlığa bıraktığı faydalı eser bazen kendisinden çok daha uzun yaşar.
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak, “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları izleri de yazarız.” buyurur. (Yâsîn,12) Ayetin üzerinde özellikle düşünmek gerekir. Rabbimiz yalnız yaptıklarımızın değil, bıraktığımız izlerin de yazıldığını haber vermektedir. Çünkü insanın tesiri, ömründen uzun olabilir. Başlattığı bir hayır kendisinden sonra nesiller boyunca yaşayabileceği gibi, açtığı kötü bir yol da ölümünden sonra devam edebilir. Hayat sadece yaşadığımız günlerden ibaret değil, aynı zamanda arkamızda bıraktığımız izlerin toplamıdır. Resûlullah (s.a.v.), “İnsan öldüğü zaman ameli kesilir; ancak üç şey müstesnadır: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” buyurmuştur. (Müslim) Ölüm, bedenin faaliyetini sona erdirse de insanın hayır üretme imkânını bütünüyle sona erdirmeyebilir. İnsan mezarında yatarken dünyada bıraktığı iyilikler onun amel defterine yazılmaya devam edebilir. Bir çeşmeden içilen her yudum, okutulan bir öğrencinin insanlığa sunduğu her fayda, öğretilen doğru bir........
