EZANIN RUHANİYETİ
Yeryüzünde hiçbir söz, "Allahu Ekber" kadar büyük bir hakikati ilan etmez. Hiçbir çağrı, ezan kadar insanın ruhuna dokunma iddiası taşımaz. Çünkü ezan; sadece namaz vaktini haber veren bir duyuru değil, semadan yeryüzüne uzanan ilahî bir davettir. O davetin sahibi Allah, davetin muhatabı ise bütün insanlıktır. Minarelerden yükselen ses; aslında göklerin derinliklerinden gelen rahmet çağrısının yeryüzündeki yankısıdır. Son yıllarda üzerinde düşünmemiz gereken bir hakikat var. Ezanlar okunuyor ama çoğu zaman gönülleri kuşatmıyor. Sesler yükseliyor fakat kalpler yükselmiyor. Minarelerden güçlü sesler geliyor ama ruhlar o sese eşlik edemiyor. İnsan bazen ezanı dinlediğinde huzur bulacağına yoruluyor. Hâlbuki ezanın görevi kulakları yormak değil, kalpleri dinlendirmektir. Ezan bağırmak değil, gönle dokunmaktır. Çünkü Allah'a davet eden bir sesin ilk ulaşacağı yer kulak değil, kalptir.
Resûlullah (sav), ilk müezzini olarak seçerken sadece gür bir ses aramamış; sadakati, ihlası, teslimiyeti ve gönül zenginliğini de esas almıştır. Bilâl-i Habeşî'nin okuduğu ezanın Medine sokaklarını huzurla doldurduğu anlatılır. O ses yükseldiğinde insanlar yalnızca namaza değil; Allah'ın rahmetine koşarlardı. Çünkü Bilâl'in sesi boğazından değil, imanından çıkıyordu. Ezan; makam gösterisi değildir ama makamı vardır. Ezan; musiki değil ama ruhu okşayan ilahî bir ahenge sahiptir. Ezan; bağırarak okunacak bir metin değil;........
