BASİRETLE BAKMAK...
Gördüklerinden ibret alamayan kişinin gözleri, zamanla kendisinin düşmanı olur. Çünkü göz yalnızca görmek için değil, görülen üzerinden hakikate ulaşmak için verilmiştir. İnsan bakar, görür; fakat gördüğünü aklıyla değerlendirmez, vicdanıyla tartmaz ve hayatına ders olarak taşımazsa görmenin nimetinden yeterince faydalanamaz. Bu sebeple asıl mesele gözün açık olması değil, basiretin açık olmasıdır.
Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati son derece çarpıcı bir ifadeyle anlatır; “Gerçekte gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hac,46) İnsanın en tehlikeli körlüğü gözlerinin görmemesi değil, gördüklerinin kendisine bir şey söylememesidir. Göz hadiseyi görür, akıl sebebini araştırır, kalp manasını kavrar, basiret ise ondan geleceğe dair ders çıkarır. Bu zincirin bir halkası koparsa insan baktığı hâlde göremeyenlerden olabilir.
Hayat baştan sona ibret levhalarıyla doludur. İnsan doğar, büyür, güçlenir, yaşlanır ve nihayet ölür. Zengin fakirleşir, güçlü zayıflar, makam sahipleri makamlarını bırakır, nice şöhretler unutulur, nice ihtişamlı yapılar harabeye dönüşür. Mezarlıklar bir zamanlar plan yapan, sevinen, üzülen, kazanan ve kaybeden insanlarla doludur. Bütün bunları gören insan hâlâ dünyanın kalıcı olduğunu zannediyorsa problem gözlerinde değil, gördüğünü anlamlandırma biçimindedir.
Kur’ân bu sebeple insanı yalnızca bakmaya değil, ibret nazarıyla bakmaya çağırır. “Ey basiret sahipleri! İbret alın.” (Haşr,2) ayeti, tarihî hadiselerin seyredilecek hikâyeler değil, okunacak dersler olduğunu öğretir.........
