menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DEM Parti ya da Temsile İçkin Tahakküm

10 0
04.01.2026

Temsil, basit bir usulden ibaret değildir. Tam tersine, halkın yönetime katılma isteği, siyasilerin yönetme gücü ve bireyin özgürlüğüyle kurumların tahakkümü arasındaki ince çizgide durur. Temsil, halkın sesini duyurmanın yolu olduğu kadar, o sesi biçimlendiren bir iktidar aygıtıdır aynı zamanda. “Başkası adına konuşmak” bu çizginin en hassas noktasıdır. Her temsil eylemi, temsil edileni görünür kılarken aynı anda onun yerine de geçer.

Bu gerilim, bugünün Türkiye siyasetinde, özellikle DEM Parti örneğinde somut bir karşılık bulmakta. Parti, “Kürt halkı adına konuşma” iddiasını sürdürürken, bu temsilin sınırları giderek daha belirgin hale geliyor. Kürtlerin kimlik, sınıf ve yaşam tarzı bakımından farklılaştığı bir çağda, geçmiş yılların bagajıyla kurulan ve kimlik siyaseti üzerinden yürüyen “Kürt halkı” söylemi ne kadar bütünleştirici, ne kadar dışlayıcı sorusu oldukça önemli.

Siyasi temsil, görünürde demokratik bir araçtır, ama her temsil aynı zamanda bir iktidar ilişkisini yeniden üretir. Foucault’nun “iktidar-bilgi” bağına yaptığı vurgu, temsiliyetin tarafsız olamayacağını anlatır. Konuşma hakkını elinde tutan, aynı zamanda tanımlama gücüne de sahip olur. Spivak, bu nedenle “Madun konuşabilir mi?” diye sorarken, temsilin özgürleştirici değil, sessizleştirici yönüne dikkat çekmiştir.

Siyaset, bir yönüyle, kimin konuşmaya hakkı olduğu üzerine yürüyen bir oyun alanıdır. Dolayısıyla temsil bu alanda kimin konuşacağına olduğu kadar, bunun yanında kimin veya hangi görüşün sessiz kalacağına da karar verir. Bu boyutuyla temsil yalnızca siyasal bir araç değil, aynı zamanda bir kimlik üretimidir. Farklı sesleri içerebildiği ölçüde adildir. Ancak çoğu zaman bu çeşitlilik tek bir ses uğruna bastırılır.

DEM Parti’nin “Kürt halkı” söylemi de bu temsilin iktidarını yeniden üretmekte. “Kürt halkı” ifadesi, sanki yekpare bir özne varmış gibi kolaylıkla kullanılıyor. Oysa Kürtlerin etnik, sınıfsal, cinsiyet temelli ya da bölgesel farklılıkları bu temsiliyet içinde çoğu zaman görünmez hale geliyor. Elit siyasetçiler arasında bir pazarlık mekanizmasına dönüşüyor.

1990’lardan itibaren Kürt siyaseti, devletin inkâr politikasına karşı temsil hakkı mücadelesiyle biçimlendi. Halkın varlığını tanıtmak, kendi kimliğini ifade etmek, siyasal alanda bir özne olarak yer almak, tüm bu hedefler, partileşme sürecini haklı olarak ontolojik bir temsil mücadelesine dönüştürdü. Ancak HEP’ten DEM’e uzanan çizgi, zamanla bir dönüşümü de beraberinde getirdi. Başlangıçta temsil, bir aracılıktı, “biz de varız” demenin........

© Daktilo1984